Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Roman Polanski

Bitirim İkili 3
Roman Polanski profil resmi Facebook'ta Paylaş
Ekle
8.8/ 10
288 oy
387 kullanıcının favorisi

Roman Polanski

Polonya

18 Ağustos 1933

Biyografisi

Polanski, 1933\'te Polonyalı bir Yahudi ile bir Rus göçmeninin oğlu olarak Paris’te dünyaya geldi. Üç yaşında ailesi ile birlikte Krakov\'a taşındı. 1940’da şehrin Almanlar tarafından işgal edilmesi ardından ailesi bir toplama kampına gönderildi.

Naziler tarafından götürülmesinden hemen önce babasının sayesinde kaçmayı başaran Polanski, iyiliksever Katolik ailelerin yardımı sayesinde hayatta kalmayı başarır. Annesi Auschwitz’de ölür. Kamptan sağ olarak kurtulmayı başaran babası, oğluyla birlikte Krakov’a döner. Babasının tekrar evlenmesi üzerine, artık bir yetişkin olan Polanski, evden ayrılır. Babası, Polanski’yi bir teknik okula gönderir. 1950’de bir sinema okuluna devam etmek üzere okulu terk eder. Aynı zamanda Krakov tiyatrosunda aktör olarak işe başlar. İlk sahneye çıkışı, 1954’de Andrezj Wajda’nın “Pokolenie / Bir kuşak”ı ile olur.

1954’te Lodz’un ünlü Devlet Film Okulu’nda yönetmenlik bölümüne girer, üç yıl sonra öğrencilik döneminin ilk filmi olan “Rozbijemy Zabawe/ Break Up The Party” yi çeker.

İlk tanınan filmi 1962’de çektiği “ Knife in The Water - Sudaki bıçak” olur. Bu filmde senaryo üzerinde kendisi çalışmıştır. Sonraki iki filmini çekmek üzere İngiltere’ye giden yönetmenin İngiltere’de yaptığı ilk film olan “ Repulsion - Tiksinti”, parlak bir başarı elde edemez. Filmin, yönetmenin en çok sevdiği filmi olduğu söylenir. Polanski’nin Hollywood’a ayak basışı, 1968’de çektiği korku filmi “Rosemary’s Baby- Rosemary\'nin Bebeği ” ile olur. Önceki eserlerinde olduğu gibi bu filmde de yönetmen, uğursuzluklara işaret eden bir dehşet havası yaratır.

Bir sonraki filmi Macbeth, bir Shakespeare uyarlamasıdır. İkinci karısı Sharon Tate’in Manson Ailesi tarafından canice öldürülmesinin hemen ardından çekilmesi, yönetmenin hissettiği acı ve şiddetin filme yansımasına sebep olmuştur.

Bu filmin ardından kılık değiştiren yönetmen, İtalya’ya gidip bir seks komedisi çeker. Ardından, en iyi filmlerinden biri sayılan “Chinatown”u çekmek üzere tekrar Hollywood’a döner (1974). Film, Polanski’ye bir Oskar, bir de İngiliz Akademi Ödülü getirir. 1976 yılında çektiği heyecan verici ve gerçeküstü “ The Tenant- Kiracı” ile başarıları devam eder. Uğursuz, paranoyak bir delilik, suistimal ve intikam hikayesini anlatan filmin Polanski’nin Paris’e geldiği ilk yıllarda yaşadığı mahallede çekildiği söylenir. Bu film aynı zamanda \'apartman üçlemesinin\' Repulsion ve Rosemary\'nin Bebeği\'nden sonraki üçüncü ve son filmi olma özelliğini taşımaktadır.

Bir yıl sonra, yönetmenin adı çok farklı bir sebeple gazete sayfalarında yer almaya başlayacaktır: Polanski, 13 yaşında bir kıza tecavüzden(ki bu olayın jack Nicholso\'un evinde vuku bulduğu rivayet edilir) suçlu bulunur. Bu olayın ardından çalışmalarına Hollywood’da devam etmesi imkansızlaşınca, Paris’e yerleşir ve Fransız vatandaşlığına geçer. 1979 yılına kadar da film yapmaz. Thomas Hardy’nin bir romanından uyarlanan üç saat uzunluğundaki “Tess” (17 yaşındaki Nastassja Kinski filmde rol alacaktır.), Fransa’da o zamana kadar çekilen en pahalı film olur. Bunun karşılığını, Polanski’ye bir Oskar ödülü ve Cesar’da en iyi yönetmen ödülüyle ödeyecektir.

Bir sonraki filmi olan “Pirates- Korsanlar” (1986) ise tam bir hayal kırıklığı yaratır. 1987’de çektiği ve Harrison Ford’un rol aldığı gerilim filmi “Frantic”, de ne eleştirmenlerden, ne de işin ticari kısmıyla ilgilenenlerden olumlu puan alamamıştır. 1992’deki “ Bitter Moon - Acı Ay” u çeker ama beğenilmez. Polanski eleştirmenlerin övgüsünü ancak 1994’te çektiği “ Death and the Maiden” ile kazanabildi. Ariel Dorfman’ın oyunundan uyarlanan filmde Ben Kingsley ve Sigourney Weaver başrol oyunculuğu yaptılar. İki yıl sonra deneysel bir çalışma olan “ Gli Angeli”ye imza atan yönetmen, 1999’da “The Ninth Gate- Dokuzuncu Kapı” ile esrarlı gerilim filmlerine dönüş yaptı.

Yönetmen, 2002 yılında, kendi yaşam öyküsünün aynası niteliğindeki “The Pianist- Piyanist”i çekti. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Varşova\'nın varoş sokaklarında yaşam savaşı veren bir adamın hikayesini konu alan film, 55. Cannes Film Festivali\'nde Altın Palmiye Ödülü\'ne layık görüldü.

2005 yılında ise Charles Dickens\'in Oliver Twist romanını filme çekmiştir. Hikaye, 19 yüzyılda, yetim bir çocuğun, Londra sokaklarında yaşamak zorunda kaldığı sefilliği anlatır.

Devamı
Gizle

Katkıda Bulunduğu Son 8 Yapım

Hepsini Göster

Popüler Yorumlar

BatesNorman (Profesyonel) | 3 Eylül 2013, 11:36

Katılmayanlar olabilir hatta hiç sevmeyenlerde olabilir saygı duyuyorum ama benim açık ara en sevdiğim yönetmendir.Tecavüzcü olduğu hep söyleniyor.Ben burada yönetmenin sanatına bakarım,özel hayatına değil ama illa bakacak olursanız ; Bana göre en iyi gizem filmi olan Rosemary'nin Bebeği filminden sonra 8.5 aylık hamile karısı Sharon Tate öldürülüyor.Manson tarikatınca yüklü tehditler alıyor 1970 yılının sonlarına kadar. 1969-1971 yılları arasında şizofreni teşhisiyle zor durumlara düşüyor.Bu süre zarfının sonunda çok büyük bir hata yapıp küçük bir çocuğa tecavüz ediyor keşke bunu yapmasaymış çok büyük hata ama nasıl psikolojik bi sorunla karşılaştığını bilemiyoruz kolay değil.Bu duruma rağmen aldığı cezalara rağmen başyapıtları yapmaya devam etti.Karanlık ve gizem temalı filmlerin herkesce kabul gördüğü gibi en iyi yönetmenidir.Ayrıca toplumdan soyutlanmış , yalnız kalmış kişi temalarını mükemmel işler.Hep söylediğim ve değişmeyecek en sevdiğim yönetmendir.Tabiki eserlerini incelersek şimdilik en sevdiğim film olan PİYANİST başta olmak üzre - Rosemary'nin Bebeği - Kiracı - Tiksinti - Oliver Twist - Macbeth - Çin Mahallesi filmlerini izledim hepsi birbirinden inanılmaz merak ediyorum hangi kafayla bu başyapıtları çekiyor.Sen çok yaşa reis inanılmazsın !!!

0
11
BatesNorman (Profesyonel) | 18 Ağustos 2015, 03:55

İyiki doğdun yönetmenlerin yönetmeni ve psikolojisi bana en yakın sanatçı. İyi ki varsın.

0
5

Tüm yorumlar (35)

Avatar
FilmHistorian (Figuran) | 14 Haziran 2017, 18:45

Roman Polanski : Polonya asıllı ve Lodz Film Okulu mezunu yönetmen, 1960'lardan günümüze üst düzey ve nitelikli filmleri ile yedinci sanatta kendine özel bir konum elde etmiştir..
Knife in the Water (1962) ilk sinema filmi olmasına rağmen, bu film adeta sanatçının gelecekte göstereceği üstün sinemasal yeteneğinin ciddi bir sinyali,işareti olacak idi.. Öyleki bu film yabancı dilde en iyi film dalında akademi adaylığına layık görülür, Venedik film festivali'nde Fipresci ödülü kazanır.. 2010 yılında Empire dergisinin Dünya sinemasının en iyi 100 filmi listesinde 61.sırada yer alır.. Ayrıca en iyi ilk filmlerden birisi olarak kabul görülmektedir..
Repulsion (1965) Polanski'nin ilk başyapıt düzeyindeki filmi ve sanatçının Apartman Üçlemesi'nin ilk bölümüdür..Catherine Deneuve'nin müthiş performansı destekli bu psikolojik-gerilim filminin görüntü çalışması usta isim Gilbert Taylor'a emanet edilmiş olup film Berlin Film Festivali'nde Fipresci ödülü ve gümüş ayı ödüllerine erişir..Cul-de-sac (1966) ise Repulsion'un hemen ardından gelen bir başka başarılı Polanski filmidir, Berlin Film Festivali'nden kazanılan Altın Ayı ödülü de sanatçıyı uluslararası alanda ustalığını artık resmen belgelemiştir..
Rosemary's Baby (1968) hem Polanski'nin en iyi eserlerinden hem de 1960'lar sinemasının unutulmaz filmlerinden birisi olma özelliğini taşır..Mia Farrow'un gerçekçi performansını barındıran film usta oyuncu Ruth Gordon'a yrd. kadın oyuncu ödülünü kazandırır ayrıca uyarlama senaryo dalında da film akademi tarafından aday gösterilmiştir..Macbeth, sinemada 1908'den günümüze 14 defa uyarlanmış ve Orson Welles'in 1948 yapımı ile Polanski'nin 1971 yapımı çevrimleri en popülerleri olmuştur..
Chinatown (1974) bana göre yönetmenin en iyi filmidir..film-noir alt türünün özeliklerinin modifiye edilerek sonraki dönemlerde kullanılması ile ortaya çıkan devam türü neo-noir türünün en iyi örneklerinden biri olan Çin Mahallesi Robert Towne'nin oscar ödüllü senaryosu, Jack Nicholson'un ve Faye Dunaway'in üst düzey oyunculukları,John A. Alonzo'nun filmin geçtiği dönemi görsel olarak kusursuza yakın aktarışı,Jerry Goldsmith'in müzikleri ile 1970'ler sinemasının en iyi filmlerinden biri olur.. en iyi film ve yönetmen dahil 11 dalda akademi adayı olan film, karşısında Coppola'nın başyapıtı The Godfather II olduğu için film ödülünü kazanamasa da senaryo ödülüne layık görülür...
The Tenant (1976) , Polanski'nin bir sonraki, kendi türünde çok başarılı bir filmdir..Repulsion ile başlayan apartman üçlemesinin ikinci halkası olan bu filmde baş rolde Roman Polanski, Trelkovsky karakterini başarı ile canlandırır ve büyük görüntü yönetmeni Sven Nykvist'in özellikle üst düzey kapalı alan kamera çalışması destekli olarak bu film sanatçının kariyerinde özel bir yapım olacaktır..Tess (1979) Thomas Hardy'nin romanından uyarlanmış bir periyod filmidir.. Nastassja Kinski ve Peter Firth başarılı performanslarına sahip film en iyi film ve yönetmen dahil 6 dalda akademi adaylığına erişir ve görüntü yönetmenliği,sanat yönetimi ve kostüm tasarımı dallarında oscar ödülü kazanır.. Polanski 80'leri iki film ile geçer, asıl başarıllı olan filmi bir kayboluşu anlatan Frantic'dir (1988).. Harrison Ford Dr. Richard Walker karakterini son derece inandırıcı bir halde yansıtmıştır...
Polanski, 1990'larda üç adet iyi düzey film yönetir : Bitter Moon (1992) ,Death and the Maiden (1994) ve The Ninth Gate (1999) .. Polanski, Repulsion, Rosemary's Baby, Chinatown gibi başyapıtlara 2002 yılında bir yenisini ekler : The Pianist (2002).. Bu film bazılarına göre Polanski'nin en iyi filmi , bazılarılarna göre en iyi 3 filminden biri olması özelliğini taşır... Piyanist, sinema tarihinde 2.Dünya Savaşı dönemini kullanan en iyi filmlerden biri olmuştur..Adrien Brody'nin müthiş performansı,Pawel Edelman'ın görüntüleri, sanat yönetimi, kostüm tasarımı ile övgüler toplayan film 7 dalda akademiye aday olur, en iyi yönetmen,erkek oyuncu ve orjinal senaryo dallarında akademi ödülü ve Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanır

Cevap Yaz
0
0
starrlight (Amatör) | 26 Kasım 2016, 23:18

en sıradan filminden en başarılısına kadar filmlerindeki atmosfere hayranım. benim için bir numaradır polanski.

Cevap Yaz
0
0
sinemacyz (Figuran) | 9 Mayıs 2016, 00:03

hikayesi çok üzücü karısının öldürülmesinden sonra hiçbir dine inancı kalmadığını belirtmişti.ve piyanistin yönetmeni olduğunu görünce bayağı şaşkına uğradığımı itiraf etmeliyim .başarılı bir yönetmen .

Cevap Yaz
0
0
TarantiNolan (Figuran) | 27 Ağustos 2015, 18:54

Rosemary's Baby (1968), The Pianist (2002). Arada 34 yıllık bir fark var ve her iki film de başyapıt. Ne denilebilir ki..

Cevap Yaz
0
0
BatesNorman (Profesyonel) | 18 Ağustos 2015, 03:55

İyiki doğdun yönetmenlerin yönetmeni ve psikolojisi bana en yakın sanatçı. İyi ki varsın.

Cevap Yaz
0
5
Görüşleriniz