Hikaye boyunca etrafındaki hayatla ve yolunun kesişeceği "toplumun pisliğiyle" bir türlü iletişim kuramayacak olan Travis, en nihayetinde ipleri eline alacaktır. Üstelik gündüzleri izlemeye gittiği belden aşağı filmlerdeki "vahşi" bir stilde.
hayatıma dair bu filmde çok şey buldum,büyük usta de niro'nun şu sözü beni cok etkiledi..."hayatım boyunca hep yalnız yaşadım,ben tanrı'nın yalnız insanıyım...de niro'nun izlediklerim filmleri arasında en iyisi...muhteşem bir film..arşivlik olduğu kesin..
maaşallah, öyle yorumlar yazılmış ki filmi izlemeyen tam bir başyapıt sanacak. kral çıplak!:) konu güzel fakat film doyurucu değil. neden? o kadar silah sadece 4 kişiyi öldürmek içinmiş. üstelik öldürdüğü adamlarla da o kadar da muhabbeti olmadı. ayrıca robert de niro nun suskun halleride epey bi sıktı, insan konuşurken karşısındakine bir mimik fırlatır. tepki mi istiyorsunuz; testere diyorum, jigsaw diyorum, başka da birşey demiyorum.
taksi şöförünü yeniden izlemek hoş oldu...geçmişin değerleri:delikanlılık,mahallelilik,arkadaş dayanışmaları,ülke için idealist başkaldırıların olduğu anti amerikan günlerde izleyince ;işte kapitalizmin yozluğu üzerine bir sistem eleştirisi sahiplenmesiyle kabul gören film:bugünden bakınca,özellikle darbeden sonra tüm eski değerlerin rafa kalktığı,paranın bir(amaç)değer halini aldığı,ahlakının kirlendiği bir dönemde;kirli paranın toplumun her katmanında nasıl bir yozluğa yol açtığını,komşularla ekmeği paylaşırken paranın satın aldıklarıyla itibarlanıp birbirimize hava atmaya başladığımız süreçlerede tanık olunca...aslında kapitalizmin beşiğinden bir çok filmin: bize benzemeyin aklınızı başınıza alın diye bas bas bağırmış olduğunu fark ettim .ve bizim kaybedenlerimizin anti amerikan başkaldırılarının önüne;yerli işbirlikçilerle setler çekip darağaçları kurduklarının niyelerini bir kez daha düşündüm.travis, her filmde olan olağan kahramanlarından biri gibi gelirken;farklı bir birikmişlikle bakınca,sisteme karşı durabilmenin bağımsız olmak ve özgürleşebilmekle mümkün olduğunun bir göstergesiydi artık benim için...ve birileri kasalarını dahada şişirsin diye ülkemize ihraç edilen değerlerin; nasıl olumsuz sonuçlar yaratan yemler olduğunu bir kez daha gördüm filmi izlerken...yeteri parası olmayan, sosyal devlet olgusunu rafa kaldıran, kalkınmasını ve ekonomisinin işlerliğini üretime dönük olmayan sıcak para üzerine kuran ,katmanlar arasında uçurumlar yaratan bir ülkede;sermayenin reklamlarla insanların algılarına girerek tüketim eğilimlerini belirlemesi,tv ve yazılı basınıda ellerine geçirerek parlattıkları hayatlarla;ona ulaşmaya çalışan yoksulluk kıskacındaki insanların , nereye yöneleceklerinin,ve yapılanın bir iş gibi olağanlaşabileceğinin; yıllar öncesinden ve amerika'dan anlatımıdır taksi şöförü(filmi izleyenlerin ya da yeni izleyecek olanların kızın travisle yaptığı konuşmadaki duruşuna ve savunduklarına; ailesinin sosyal ve ekonomik durumuna özellikle dikkat etmelerini öneririm.ne kadar tanıdık gelecektir).fazla söze gerek yok,uyuşturucu kullanımının ülkemizde kaç yaşa indiğini istatistikler çok açıklıkla ortaya koyuyor..ve küçük kızların nelerle uğraştığını,nelere özendirildiğini ve sürüklendiğini etrafımıza bakınca görebiliyoruz.ve ne yazık ki bir kısım aile için artık olağan bir kazanç kapısı halini almış bir durum bu.farketmek için çok uzağa gitmeye gerek yok;sadece son bir haftadaki haberlere bakınca herşey apaçık görünüyor...film nasılmı?daha geçenlerde bir kamu kurumunun asansöründe tanık olduğum telefon konuşmasındaki hayvanın, karşıdan(satıcıdan) gelen sesle gözlerinin nasıl salyalı parladığının,bu ışıltının arkadaşıyla paylaşımındaki;- öğrenci bi manitaymış la n hemen işimizi halledip gidelim cümlesinin tahribatı silinmemişken yüreğimden,filmi boşverin gitsin:(.
bir martin scorsese şaheseri. travis, sinema tarihinin en güzel işlenmiş karakterlerinden biri zannımca.
travis'in, ingilizce tabiriyle sürekli "loser" yani kaybeden adam olması, sonra katil olup çıkması süper karikatürize edilmiş.
filmin tek sevmediğim yönü, sonuca çabuk ulaşılmış olması, aslında orda bile bir ustalık yatıyor; travisin o bunalımla ne yapacağını bilmeyen ama her yaptığını bir profesyonel gibi ince eleyip sık dokuyup yapan adam rolünde olması, her şeyin çabucak bitmesine yol açıyor.
ayrıca robert de niro, jodie foster gibi yıldızları ortaya çıkarmış olması bile ayrı bir filmi sevme nedenidir.
bence diyerek başlıyorum söze,ne zaman bir filme çok güvensem yada filmden çok şey beklesem hep hüsranla karşılasıyorum,ne de niro'nun nede scorsesenin en iyisi değil bu film,tamam vermek istediği msj güzel ama vermek istediği mesaja duygu katmyı unutmuş martin,çok muhteşem ötesi bir film değil bence,öyle baş yapıt filan,eğer bu film baş yapıtsa raging bull için ne diyeceğiz?seneler birbirine yakın olduğu için raging bull ile kıyaslarsak taxi driver çok geri kalır,filme kötü demiyorum güzel film ama bir başyapıt kesinlikle olamaz,vurulma sahneleride çok basitçeydi bence,filmin çekildiği seneyi göz önüne alıyorum vurulma sahneleri yine basit geliyor çünkü örnek olarak elimde a space odyssey var,scorsese ve de nironun hatırına 6/10 iyi seyirler.
fark ettim de, ikimizin yorumları paralel gitmiş. özellikle yorumunun "msj güzel ama vermek istediği mesaja duygu katmyı unutmuş" kısmı dikkatimi çekti:)
scorsese ve de niro'nun sinemaya armağan ettiği bir başyapıt.tanrının yalnız adamı travis bickle'nin çürümüş kokuşmuş sokakları kendi adalet anlayışı ile ölçüp tartması,kendi kafasında kurduğu kurmacalar ile insanları yargılayıp kendi adaletini sağlaması üzerine geçen hikaye tek kelime ile muhteşem.insanlarla aslında pekte iletişim sorunu olmayan travis'in bir türlü yalnızlıktan kurtulamamış olması,kendini aykırı yapan konuşmaları,vücut dili ile kendini toplumdan ayrı bir yere koymuştur.travis aslında toplumun çöplüğü,topluma zarar veren insanlarla anlaşamamanın da ötesinde bu insanların üzerine sifon çekmeyi kendine görev olarak kabul edip bir anti-kahramana dönüşüyor.filmde robert de niro ''travis bickle'' karakterini oynamanın ötesinde adeta o karaktere bürünmüştür.herkese tavsiye ederim.mutlaka izleyin.
76 yapımı bu filmde arayıp bulacağınız tek hata (aslına bakılırsa arayıpta bulunabilecek bir hata değil bu) yönetmen scorsese nin zenci arkadaşlara olan tepkisinin ırkçılık boyutlarında olmasıdır.bunu görmezden gelirsek eğer karşımızda gerçek bir başyapıt duruyor olacaktır.dialogları,travisin duygularının ekrana yansıyışı,unutulmaz replikleri ve dillere destan oyunculuk performansları ile bütün vcd dvd clublardan ısrarla istenilecek ve arşivlere eklenilecek bir film.bir filmden daha fazlası...
kendime klasiklerden bir liste yaptım izlemem gereken filmler diye bu filmde o listenin içinde henüz izlemedim ama güzel olduğuna eminim ve en kısa zamanda da izleceğim
taxi driver i seyredipte begenmiyecek birini düşünemiyorum..bir başyapıt..bir filmi ne kadar beğenmesenizde en azından saygı gösterin ve yorumlarınızı ona göre yapın..
nefes kesici mükemmel bir başyapıt martin scorsese işte sokakları böyle biliyo robert de niro "travis"e böyle büyüleyici bir şekilde hayat weriyo travis gece vardiyeli bir söfördür gecenin tüm pislikleri mesleği gereği gözünün önündedir bu topluma kin duymaktadır ne yaptığını bilemeyen bi kişiliğe sahiptir çıktığı kızı pornografik bir filme götürmek ona hiç tuhaf gelmez çünkü geceler travis ı bu yönde ekilemiştir ,orası amerika...travis in gündüzlede alakası da pek fazla yoktur travis toplum pisliğiyle yüzleşmek için kendi çapında bazı çalışmalar yapar her ne kadar senetörü öldüremesede küçük bir kızın hayatını kurtararak kahraman olur gelelim robert de niro oyunculuna aynada keni kendine konuştuğu sahne are you talking to me? ne denelibilirki o sahneye birde ,taksinin aynasından mimiklerini konuşturması yüzyılın en iyi oyuncularından de niro yu o zamanlar kalitesini görmemizi sağlamıştır yönetmenli we oynuculuk yönünden bana göre ders werilebilecek bir yapım...
bana sinema tarihinin en iyi filmi sence nedir diye sorsalar cevabım basit ve net olacaktır;taxi driver.martin scorsese'in muhteşem yönetmenliğiyle ve robert deniro'nun süper inandırıcı oynadığı gizemli deli travis'le unutulmaz bir sinemasal tokat olan bu filmi bir kere daha izlerim.
bir filmi tek başına sırtlayıp, sadece kendi oynayan bir adam.aklının çıkmazına doğru giden yolda ise taksinin içine seyirciyi de alıyor;) ve bize de sadece onun müşterisi olmak kalıyor...
bir filim izlemek için bence sadece
iki kelime kafidir .biri martin scorsese diğeri robert de niro. bence izlemek için biri bile fazla ama ikiside muhteşem filim size kalmiş
bu film bana ilginç bir şekilde dövüş kulübü'nü anımsattı.bakın, benziyor demiyorum.sadece iki başkarakterinda yaşadığı çıkmazlar ve kendini şiddetle ifade etme, içsel ses.bir çok ortak yanları var.hatta bu filme martin scorsese'in dövüş kulübü bile diyebiliriz.70'li yılların amerikasını ise bütün çıplaklığıyla göz önüne serdiği yadsınamaz bir gerçek.
Taksi Şoförü
Sinepedi Katılımcıları