Punk'ın Ruhu Ian Dury
07.01.2011

Punk'ın Ruhu Ian Dury

Bir kişi hakkında anarşist dendiğinde o kişi kötüdür. Ancak düşünülmez neden kötü olduğu. Veya neden anarşist olduğu. Genel yargılar vardır toplumsal olarak ve ona uyarsan onun kabul ettiği her şeyi kabul eder, etmediklerini dışlar, hatta yeri geldi mi de şiddet ile bastırırsın. Bir kişi hakkında Punkçı dendiğinde de o kişi kötüdür. Veya toplumsal yapı onun kötü olduğunu bireye empoze etmiştir. Sorgulamaya geçilmeden, neden kötü olduğu veya neden punk olduğu hakkında en ufak bir fikir dahi öne sürülmeden hüküm verilir dışlanma yaşanır. İşte Ian Dury'nin hikayesi ve küçük yaşta Punk olan bir adamın serüveni de böyledir bir bakıma. 
Normal Bir Ailenin Dramı
07.01.2011

Normal Bir Ailenin Dramı

Yönetmen Lisa Cholodenko'nun önceki filmleri olan High Art ve Laurel Canyon gibi filmlerde hiç de son filmi The Kids Are All Right'taki gibi sevimli karakterler yoktu. Tüm filmlerindeki baş karakterler genelde ayrıcalıklı, bir konunun uzmanı ve inkar edilemez şekilde başı dertten kurtulmayan kişiler olurdu. Ancak son filmi The Kids Are All Right'ta birden fazla kahraman ve birden fazla derinlemesine analiz edilecek ufak hikaye var. Bu karakterleri incelerken aslında yönetmenin oyuncu seçiminde ne kadar da titiz davrandığını görebiliyoruz. Lisa Cholodenko, senaryoyu da kendisi yazdığı için karakterleri tam olarak kafasında canlandırma ayrıcalığına sahipti ve roller için biçilmiş oyuncuları bulup çıkarma konusunda bu, onun en büyük artısıydı. Zira böyle bir film yaparken ve altyapısı güçlü karakterlerin filmi taşıyacağı bir filmi oluştururken en önemli noktalardan birisi de oyuncuların rollere oturup oturamayacağıdır. Nasıl ki bebek yüzlü bir oyuncunun, eli kanlı psikopat bir katili oynamasının zor olduğu bellidir; bu tür filmlerde de karakterlerin çizildiği doğrultuda gidecek oyuncuları belirlemek oldukça önemlidir. Daha fazla uzatmadan konuyu da içine dahil ederek karakterleri ve oyuncuları tanıtmalı.
2010'un En'leri!
04.01.2011

2010'un En'leri!

Yeni yılın ilk günlerinde bir 2010 değerlendirmesi yapmanın zamanı artık geldi. 2010 yılı bol bol Türk ve Hollywood sineması örneklerini izlediğimiz yıllardan birisiydi her zaman olduğu gibi. Bağımsız yapımlar çok fazla uğramadı, uğradılarsa da çok az salonda çok az izleyiciye ulaştılar. Ayrıca 2010 yılı festival bolluğu ile geçen bir yıl oldu. Gençlik festivalinden tutun animasyon festivaline, geçici festivalden uluslararası festivallere, 2010 oldukça bereketli bir yıldı. 2011'in ise geçtiğimiz yıldan daha bereketli geçmesi, biz sinema severleri daha da mutlu edecektir. Uzun uzadıya 2010'u yazmaya gerek yok. Gelelim sinemalar.com'da sizler için hazırladığımız listelere. Öncelikle yılın en abartılmış filmlerine bir göz atalım. Hemen ardından yeteri kadar ilgi görememiş değerli yapımlar ile devam edip, yılın en iyi 10 yabancı ve en iyi 3 yerli filmini verelim. Not: Sizlerin de eklemek istediği filmler var ise yorumlardan bildirebilirsiniz.Öncelikle yılın en abartılmış 5 filmi:1. Ejderha Dövmeli Kız: 2009 yapımı bir film ancak ülkemizde 2010 yılında gösterildi. Gereğinden fazla abartıldığını söylemeye gerek yok. Başarılı bir yapım ancak abartılacak kadar müthiş değil. Bu kadar sevilmesinin iki sebebi var: Romanı okuyan kişilerin filmi de beğenmesi ve avrupa filmi olması. Oysa bu film avrupa filmi değil, vasat üstü bir amerikan filmi edasında salınıyor.2. Iron Man 2: Robert Downey Jr. artık dişlerini fırçalayıp kameraya çekse bile izlenecek kadar seviliyor. Ancak Iron Man 2 ona rağmen vasat bir film. Sadece sarhoş olup evi dağıttığı sahne dışında izlenecek pek bir yanı yok. İlk filmin güzelliği yanında çok sönük kalıyor. Mickey Rourke ise kariyerini kurtardığı için yatsın kalksın Aronofsky'e dua etsin. Çok kötü bir performans sergiliyor bu filmde.3. Toy Story 3: İlk film müthiş bir deneyimdi 1996'da. Oyuncaklar konuşuyor, havalanıyor, yerden yere vuruluyor ama bizi bizden çok seviyorlardı. O dönemde her çocuk bir adet Buzz'a sahip olmuştur. Sonra ikinci film geldi. Kendisini hatırlatacak kadar kayda değer değildi. İlk filmin yerini tutamadı çünkü. Üçüncü film ise tam bir hayalkırıklığıydı. Filmin içerisindeki hayal kırıklığı dışında aşırı duygusal yapısı ile de vasattı. Ağlatmaya yönelik bir animasyon isteseydik Mary and Max'i izlerdik.4. The Lovely Bones: Yine 2009 yapımı bir film ama 2010 Şubat'ında ülkemizdeydi. Gereğinden fazla abartılmış bir başka film. Küçük kızın başarılı rolü yanında konunun kötülüğü ve Peter Jackson'ın hayal kırıklığı yaratan yönetmenlik performansına rağmen gereğinden fazla övgü aldı film.5. 9: Bu da 2009 ama Türkiye vizyonu 2010 olan filmlerden. Tim Burton'ın kısa filmi izleyip etkilenip uzun metraj animasyon olarak çekilmesini sağladığı film. Post-apokaliptik çağda insanların yarattığı "şeylerin" yaşam mücadelesi. Kısa film olarak çok daha çarpıcıydı. Keşke öyle kalsaydı.Elbette çok daha fazla hayal kırıklığı var ancak ilk 5 listesi bu şekilde oluşuyor.En az dikkat çeken ancak başarılı olan filmlere de bir göz atalım:1. The Ghost Writer: Kesinlikle yılın en az dikkate alınan filmi. Roman Polanski'nin film-noir esintileri taşıyan yeni filmi. Güzel bir kitap uyarlaması. Başarılı oyunculuklar ve etkileyici bir konu. Sonu kötü olsa da filmin çekimleri, çerçeve kullanımı, müzikleri gerçekten çok etkileyiciydi. Post-modern bir film-noir idi. Daha fazla dikkat edilmesi gerekirdi. Ülkemizde gösterime girmese bile popüler olan filmler var. Bu filmin de onlardan biri olması gerekliydi.2. Moon: Duncan Jones'un ilk uzun metraj filmi. Müthiş çekimler, etkileyici senaryo, başarılı oyunculuk ve 2001: Space Odyssey'in devamı için çekilen 2010: The Year We Make Contact filminden sonra ihtiyaç duyulan türden bir film. Hala izlenmediyse kesinlikle izlenmeli.3. Le Concert: Radu Mihaileanu'nun başarılı bir siyasi dramı beyaz perdeye müzikle aktarma deneyimiydi bu film. Daha önce de benzer bir konuyu tren ile birlikte aktarmayı başarmıştı. Fazla kişinin dikkatini çekmeden usulca çekti gitti film. Melanie Laurent'e rağmen izlenmedi pek. İzlenmeliydi, izlenmelidir.4. Ip Man 2: Ip Man 1 ve Ip Man 2 müthiş bir biyografi filmi. Biyografi dediğime bakmayın kesinlikle izlenmesi gereken bir dövüş filmi aynı zamanda. Eh, baş kahramanımız Bruce Lee'nin Bruce Lee olmasına yardımcı olan Ip Man ise onun biyografisini izlemek de elzemdir. Bu film de gösterime girmeden popüler olması gerekenlerdendi.5. Looking For Eric: Ken Loach'ın Eric Cantona'lı kadrosuyla çektiği müthiş bir filmdir. Kesinlikle çok daha fazla dikkat çekmeliydi. %90'ı ofsayt nedir bilen bir ülkede yaşıyorsak bu filmin daha fazla yerde duyulması lazımdı. Cantona'nın anıları ile iki Eric'in konuşmaları filmin seyir zevkini o kadar arttırıyor ki, Cantona'ya bir kez daha hayran kalıyorsunuz.6. Agora: Alejandro Amenabar'ın, İskenderiyeli Hypatia'nın öyküsünü anlattığı muazzam bir dram. Din savaşlarının arasında kalmış Roma'nın durumunu ve Hypatia'nın öğretilerini izlemek büyük bir keyifti. Yapılan vahşeti izlerken midenizin sağlam olması gerekiyor.7. The Secret in Their Eyes: Arjantinli yönetmen Juan José Campanella'nın en iyi yabancı film Oscar'ını kazanmış filmi, ülkemizde yeterli etkiyi bırakmadı. Özellikle müthiş açılış sahnesi ile hafızalara kazınan film, sessiz sedasız geçip giden bir yapım. Aynı Oscar töreninde ödül alan birçok Hollywood filminden çok daha başarılı bir film. Kesinlikle izlenmesi gerekiyor.8. Copie Conforme: Abbas Kiyarüstemi'nin (Kiarostami) ilk yurtdışı filmi "Aslı Gibidir". İran sinemasının en usta isimlerinden olan yönetmenin Julliette Binoche'lu kadroyla yaptığı müthiş bir film. Kiarostami'nin kendi yazdığı senaryonun ne kadar evrensel, diyalogların ne kadar müthiş, ne kadar hayatın içinden olduğunu kesinlikle izlemeniz gerek. Ayrıca fotoğraf portresi gibi çekimleri ile de teknik bilginin sınırlarını zorluyor yönetmen.9. Monsters: Küçücük bir bütçe ile bir uzaylı filmi çekmeye çalışmak için konunun arkaplanının ne kadar sağlam olması gerektiğini bizlere kanıtlayan mütevazı bir yapım Monsters. Altmetninde birçok dünyevi soruna parmak basan bu yol filmi, konusu ile kendisine bağladığı gibi 2 başrolün oyunculuğu ile de sinema sevgisi aşılıyor. Yılın en dikkat edilmesi gereken filmlerinden kesinlikle. 10. Four Lions: İngiliz cihadçıların öyküsü. Absürd bir konu, soyut hayaller, etkileyici bir dram ve komedi. Chris Morris'in ilk sinema filmi, dikkat edilmesi gereken bir İngiliz yapımı.Ekstra - The Stoning of Soraya M.: Çoğu film belki de bu kadar rahatsızlık vermez ama Soraya'nın bu öyküsü gerçekten dikkate değerdi. Daha fazla izlenmeliydi.Gelelim yılın en iddialı 10 filmine:10. Shutter Island: Scorsese, Di Caprio işbirliğinden kötü bir şey çıkmaz. Oldukça gerilimli ve başarılı bir filmdi. Yılın en dikkat çekici yapımlarındandı.9. The Book of Eli: Post-apokaliptik zamanları anlatan filmleri seviyorsanız The Book of Eli hoşunuza gidecektir. Durgun yapısı ile biraz sıkıcı olsa da hazırlanmış sahneler ile o dünyanın içine girmenizi sağlıyor. 2009 yapımı The Road da bu türde izlenesi filmlerdendir. The Book of Eli'ın deplasesi The Road'dır.8. Kick-Ass: Çizgi roman uyarlaması, feci geyik, biraz vahşi, bolca eğlenceli bir film. Yılın en eğlenceli filmlerinden birisi. Ayrıca eğlenceli filmlerden söz açılmışken Kick-Ass deplaseleri ise Macheté ve Red'dir. 7. Sherlock Holmes: Guy Ritchie'nin yönetmenliğini üstlendiği kanlı canlı başarılı bir Holmes uyarlamasıdır. Çok eğlenceli, baş döndürücü özellikli, Robert Downey Jr.'lı kadroya sahip bir maceralıktır.6. The Social Network: David Fincher tarafından hayal kırıklığına uğradık. Böyle bir filmi yönetmesini beklemezdik. Daha güzel konulu bir filmi yönetmesini isterdik. Ama hakkını verelim yine de: The Social Network yılın en güzel yapımlarından biri.5. How To Train Your Dragon: Yılın en başarılı animasyonu. Kesinlikle çok eğlenceli. Toy Story'den daha çok beğendim. Deplasesi ise Despicable Me'dir.4. The Town: Ben Affleck'in ikinci yönetmenlik deneyimi. Çok başarılı bir film. Orta karar bir oyuncudan başarılı bir yönetmene evrimini anlayabilmeniz için ilk filmi Gone Baby Gone ile izlemelisiniz Ben Affleck'in bu yeni filmini.3. Scott Pilgrim vs. The World: Saçma sapan bir film. Ancak çok eğlenceli. Donuk bakışlar, güzel sahneler, müthiş efektler, güzel müzikler ve konunun işlenişi açısından övgüleri kesinlikle hakediyor.2. Inception: Christopher Nolan'ın medarı iftaharı. Tüm filmlerini izleyip en iyisi hangisi diye sorulsa önce bi ayağa kalkılıp saygı duruşunda durulup ardından "HEPSİ!" diye bağırılacak yönetmen. Ancak Inception'ın hakkını vermemiz gerekiyor. İnanılmaz bir film, eksileri de vardı ancak konu özgünlüğü ile müthiş bir aksiyon filmi.1. Black Swan: Yılın en iyi filmi. Henüz gösterime girmedi ancak izleyince herkes hak verecektir. Kusursuz bir film.Bir de 2010 yapımı olmalarına rağmen izlenemeyen ve bu yüzden listelere giremeyen ancak izlenmesi şart olan filmler var ki onları da yazmadan geçemeyeceğim: Black Swan ilk sırada geliyor herkesin izlemesi gerek bu filmi. Ardından Danny Boyle'un 127 Hours'ı geliyor. Ve diğerleri şöyle: The King's Speech, Biutiful, The Fighter ve liste böyle uzayıp gidiyor. 2011 yılı içerisinde bu filmleri nihayet göreceğiz sinemalarda.Yerli filmlerde ise ilk 3 film sıralaması şöyle oluşuyor: 3. Av Mevsimi: Yavuz Turgul'un uzun bir aranın ardından geri dönüş yaptığı başarılı bir film Av Mevsimi. Şener Şen yine kadroda ve ona eşlik eden isimler ise Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Melisa Sözen ve Okan Yalabık.2. Çoğunluk: Antalya'da Altın Portakal'ı alan Seren Yüce, ilk filmi ile bu ödüle ulaşmayı başarıyor. Türk toplum yapısı ile ilgili bir konuyu sinemaya aktaran yönetmen, gözümüzün önünde olan ancak görmeyi reddettiğimiz şeyleri bizlere hatırlatıyor.1. Bal: Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf üçlemesinin son filmi Bal. Türkiye'nin Oscar aday adayı olan film, aynı zamanda Berlin'de Altın Ayı ödülünü de aldı. Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf Üçlemesi kesinlikle izlenmesi gereken Türk yapımlarından.Sizlerin de 2010 yılı sineması hakkında eklemek istedikleri var ise yorumlarda görüşlerinizi belirtebilirsiniz. 2011'in her anlamda güzel geçmesi dileğiyle.
Aronofsyk'nin Kuğu Gölü
03.01.2011

Aronofsyk'nin Kuğu Gölü

Bir baleyi sinemaya uyarlamak kolay bir iş değildir. Bir tiyatroyu bile sahneye uyarlamak kolay değildir. Çünkü senaryonun çok daha mesajlar içerebilecek ve çarpıcı olması gerekir. Oyunculukların tıpkı tiyatrodaki gibi dikkat çekici, sahne tasarımının gerçekçi olması gerekir. Tüm bunlar gerçekleşmezse vasatı aşmayan bir film ortaya çıkar ve onca emek boşa gider. İşte Darren Aronofsky tüm bu şartları ve çok daha fazlasını yerine getirmiş yeni filminde. Yılın kesinlikle en başarılı filmi Black Swan.
Tron Efsanesi'nin Türkiye sitesi açıldı!
28.12.2010

Tron Efsanesi'nin Türkiye sitesi açıldı!

28 Ocak 2011’de seçkin sinemalarda vizyona girecek olan Tron Efsanesi filminin özel web sitesi açıldı. Fragmanından da anlaşılacağı gibi Tron Efsanesi ile daha önce beyaz perdede benzeri görülmemiş 3 boyutlu bir dünyada geçen teknoloji dolu maceraya tanık olacaksınız.Kevin Flynn'in (JEFF BRIDGES) 27 yaşındaki teknoloji meraklısı oğlu Sam Flynn (GARRETT HEDLUND), babasının kayboluşunu araştırmaktadır ve kendini, babasının 25 yıldır yaşamakta olduğu acımasız program ve savaş oyunları dünyasında bulur. Kevin'in sadık sırdaşı (OLIVIA WILDE) ile birlikte, baba ve oğul, çok daha gelişen ve tehlikeli bir hal alan görsel açıdan çok çarpıcı bir siber evrende ölüm kalım yolculuğuna çıkar.Tron Efsanesi filmini aynı zamanda Facebook’tan takip edebilirsiniz. http://www.facebook.com/TronTurkiye
Kukuriku. Kadın Krallığı 31 Aralık'ta vizyona giriyor.
28.12.2010

Kukuriku. Kadın Krallığı 31 Aralık'ta vizyona giriyor.

Adem ile Havva’dan bu yana uğruna kavgalar edilen, destanlara, edebiyatın unutulmaz yapıtlarına konu olan, sinemada her türlüsü işlenen KADIN-ERKEK ve aralarındaki iktidar savaşı, Kukuriku: Kadın Krallığı’nın ana temasını oluşturuyor. Bu savaş bazen komik, bazen traji-komik, bazen de trajik sonuçlar doğurmuştur ve KUKURİKU: KADIN KRALLIĞI bunların hepsini içeriyor.Film, büyüleyici güzelliği ile bir doğa harikası olan BOLU’nun GÖYNÜK ilçesinde çekildi. Senaryo yazım aşamasından bugüne dek tam 1 yıl geçti ve çekimler Temmuz ayının ilk haftasında başlayıp, 10 Ağustos’ta sona erdi. Filmin gösterim tarihi 31 ARALIK 2010. Filmin toplam maliyeti 2 milyon 225 bin TL .FİLM İÇİN• Film için kurulan set 45 bin metrekarelik bir alanı kapsıyor. 35 bin metrekare alan peyzaj çalışması ile yeşillendirildi yada çiçeklendirildi.• 7 adet Yel değirmeni inşa edildi. 5 adedi elden geçirilip filme hazır hale getirilirken 2 adedi temelde inşa edildi.• Yeldeğirmenleri, içi ev olarak kullanılacağından dokuya uygun dekore edildi• 3 Tır dolusu kereste kullanıldı.
Amenabar'ın Hypatia'sı...
27.12.2010

Amenabar'ın Hypatia'sı...

İskenderiye şehrini bilmeyen insan yoktur. Dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Büyük Kütüphanesi'yi barındıran antik roma kenti. Peki Hpatia'yı bilen var mı? Dünyanın belki de ilk kanıtlanmış bilim kadını olan İskenderiyeli Hypatia? Alejandro Amenabar'ın Agora filmi, İskenderiye'yi, Hypatia'yı, ama çokça da dini zulümleri anlatıyor. Yer belli, kahraman belli, konu belli. Öncelikle söylemem gerekir ki film, insanın içini yakan sahneler içeriyor. Bu sahneler belki Sea Inside gibi öznel değil ancak kesinlikle can yakıyor. İnsanların hunharca katledilmesi canınızı yakıyorsa Amenabar'ın feryadına, Hypatia'nın feryadına ve belki de tanrının feryadına siz de kulak verebilirsiniz.
Yılın Son Sinema Buluşması: Randevu İstanbul
22.12.2010

Yılın Son Sinema Buluşması: Randevu İstanbul

Yılın son sinema buluşması “Randevu İstanbul” kendi alanlarında birçok başarılıişe imza atmış Cansel Elçin, Fehmi Yaşar, Prof. Dr. İlber Ortaylı, İlksen Başarır, Kenan Işık, Mert Fırat, Murat Şeker, Ömür Gedik, Reis Çelik, Sırrı Süreyya Önder, Yüksel Aksu gibi isimlerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 40 kişiden oluşan düzenleme kurulunun fikirleriyle daha genç ve dinamik bir festival olarak takipçileriyle buluşacak.Cannes, Berlin, Toronto gibi dünyanın en önemli festivallerinden ödüllerledönmüş, seyircinin büyük beğenisini kazanmış filmlerin yanı sıra “Randevuİstanbul” bu yıl da bizi başka yerde görme imkânı bulamayacağımız bağımsızyapımlar, belgeseller ile yıllardır takipçisi olduğumuz yönetmenlerin son filmleri ilebuluşturuyor.Şimdiden Oscar adaylıklarına kesin gözle bakılan büyük stüdyo filmlerininyanı sıra ülkelerini “En İyi Yabancı Film Oscar Adayı” olarak temsil edecek yapımların da yer aldığı festivalde öğrenci bileti 4 TL, tam bilet ise 5 TL gibi sembolik fiyatlarla satılıyor olacak. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen “Randevu İstanbul”un film programı Aralık’ın ikinci haftasında açıklanacak ve biletleri satışa sunulacaktır.Mangolyalı yönetmen Wuershan’ın Toronto Film Festivali’nde görücüye çıkanilk filmi “The Butcher, the Chef, and the Swordsman”, gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanan ve Oscar’ın en iddialı filmlerinden biri olarak değerlendirilen David O. Russell imzalı “Fighter”, Cannes Film Festivali’nde gösterilen, Sundance’te yarışmaya değer bulunan ve geçtiğimiz günlerde Chriysler Film Project’te ‘En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan Derek Cainfrance filmi “Blue Valentine”, başrolünde Altın Küre ve BAFTA ödülleri adayı Andy Serkis yer aldığı Altın Ayı ödüllü ünlü yönetmen Mat Whitecross’un son filmi “Sex & Drugs & Rock & Roll”un ve ”, Nicholas Cage, Ron Perlman ve Christopher Lee’yi bir araya getiren Peter Goddard imzası taşıyan “Season of the Witch”in yanı sıra “Randevu İstanbul”un dikkate değer diğer bir filmi ise Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde seyirciyle buluşan ve Macaristan’ın Oscar adayı olarak seçilen “Bibliotheque Pascal”…Ülkemizde vizyon görme şansı olmayan filmlerden oluşan bu renkli film programını izlemek için sinemaseverlerin buluşma adresi Fransız Kültür Merkezi,Cinebonus Maçka G-Mall ve Beyoğlu Cinemajestic Sinemaları olacak.
Javier Bardem'den Biutiful
21.12.2010

Javier Bardem'den Biutiful

KONUSU:Barcelona’da geçen hikayede, Javier Bardem, Uxbal adında kanuna aykırı işleri yüzünden başı polisle derde giren bir adamı canlandırıyor. Biutiful, zorunlu olarak yaptığı yasadışı işlerle para kazanmaya çalışan sorunlu ama sadık ve duyarlı bir babanın hikayesi. Bu filmde, baba olmayı, sevgiyi, ruhsallığı, suçu, pişmanlığı ve ölümlülüğü, Barcelona'nın tehlikeli yer altı dünyasında dengelemeye çalışan Uxbal'ın hikayesini izleyeceksiniz. Parasını kazanmak için hiçbir kural tanımıyor, çocukları için yaptığı fedakarlıklarda ise hiçbir sınır tanımıyor. Aynen hayatın kendisi gibi bu hikaye de başladığı yerde bitiyor.