Recep İvedik 2 Geliyor!
04.11.2008

Recep İvedik 2 Geliyor!

Tüm zamanların en çok izlenen filmi olarak seyirci ve hasılat rekorunu elinde bulunduran, komedi filmi “Recep İvedik”in ikinci filmi ‘Recep İvedik 2’nin çekimlerine başlandı. Yapımcılığını Faruk Aksoy’un üstlendiği  bu müthiş komedi filminde Şahan Gökbakar, yine izleyicisini kahkahaya boğacak. İlk olarak televizyon şovlarında yarattığı Recep İvedik karakterini beyazperdeye taşıyarak bir fenomen haline gelen Gökbakar, 12 Şubat 2009’da izleyicileriyle yeniden buluşacak. Togan Gökbakar’ın yine yönetmen koltuğunda oturduğu çekimlerin tamamı İstanbul’da gerçekleştiriliyor.Recep İvedik’in birbirinden komik durumlar yarattığı şehir hayatının anlatıldığı filmde, Şahan Gökbakar’in babaannesi rolündeki Gülsen Özbakan’ın izleyiciden büyük ilgi görmesi bekleniyor.
‘Gitmek’ Neden Sansürlendi?
03.11.2008

‘Gitmek’ Neden Sansürlendi?

İsviçre’de düzenlenen CultureScapes festivalinde gösterilecek “Gitmek” filminin, Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtım Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yazar’ın isteği ile programdan çıkarılması hakkında, filmin yönetmeni Hüseyin Karabey’in yapmış olduğu basın açıklaması aşağıdaki gibidir: İsviçre’de düzenlenen Culture Scopes festivalinde gösterilecek “Gitmek” filmi Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yazar’ın kişisel insiyatifiyle sansürlenmiştir.
Quantum of Solace’ın Dünya Galası
31.10.2008

Quantum of Solace’ın Dünya Galası

Son Bond filmi “Quantum Of Solace”’ın dünya galası, 29 Ekim Çarşamba günü, Kraliyet ailesinden Prens William ve Prens Harry’nin katılımı ile Londra Leicester Square’de gerçekleştirildi. Prens William ve Prens Harry’nin isteği doğrultusunda, HELP FOR HEROES ve THE ROYAL BRITISH LEGION dernekleri yararına düzenlenen galaya; filmin başrol oyuncuları Daniel Craig, Judi Dench, Olga Kurylenko, Mathieu Amalric ve Gemma Arterton da katıldılar. Türkiye’de 7 Kasım’da gösterime girecek 22. Bond macerası “Quantum of Solace”ın Londra’da düzenlenen dünya galasından çok özel görüntüler Sinemalar.com’da!
Bursa’da Hangi Kısa Filmler Yarışacak?
30.10.2008

Bursa’da Hangi Kısa Filmler Yarışacak?

Bursa’nın ev sahipliği yapacağı ve 28 Kasım – 4 Aralık 2008 tarihleri arasında, Sinemalar.com’un internet sponsorluğunda, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek olan Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali’nde yarışacak ulusal ve uluslararası kısa filmler belli oldu. Türkiye festivaller takvimindeki yerini her yıl daha fazla hissettiren, ulusal ve uluslararası olmak üzere, uzun metraj ve kısa metraj kategorilerinde aynı anda düzenlediği 4 yarışma ile diğer festivaller arasında öne çıkan, Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, geleceğin sinema ustalarının, sinema sanatına duydukları heyecana ortak oluyor. Kısa film üretimini özendirerek, gelişimine katkı sağlamak ve kısa film çeken sinemacıları desteklemek için geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenen ve 450’ye yakın başvurusu ile bir rekora imza attığı ‘Ulusal Altın Karagöz Kısa Film Yarışması’ ve ‘Uluslararası Altın Karagöz Kısa Film Yarışması’ bu yıl da devam ediyor. Ulusal Altın Karagöz Kısa Film Yarışması ve Uluslararası Altın Karagöz Kısa Film Yarışmaları’nın diğer kısa film yarışmalarından ayrılan özelliği, hikâyelerini diyaloglarla anlatmak yerine, sinemanın görsel gücünü kullanarak anlatan ‘Diyalogsuz’ filmleri yarıştırıyor olması. Ulusal Altın Karagöz Kısa Film Yarışması’nda 10 film ‘Altın Karagöz Ödülü’ için yarışacak. Birinci gelen kısa filmin sahibi Altın Karagöz Ödülü’nün yanı sıra 8.000 YTL Para Ödülü’nü almaya hak kazanacak. Uluslararası Altın Karagöz Kısa Film Yarışması’nda ise toplamda 12 film ‘Altın Karagöz Ödülü’ için yarışacak. Birinci gelen kısa filmin sahibi Altın Karagöz Ödülü’nün yanı sıra ‘8.000 Amerikan doları Para Ödülü’nü almaya hak kazanacak. SİYAD Üyesi Fırat Yücel, yönetmen İnan Temelkuran ve festivalin danışma kurulu üyesi Ali Sönmez’den oluşan Altın Karagöz Kısa Metraj Film Yarışması ön seçici kurulu ulusal ve uluslararası kategorilerinde başvuru yapan 138 film arasından yarışmaya katılacak ulusal kategoride 10, uluslararası kategoride 12 filmi belirledi.    Gazeteci ve belgesel film yönetmeni Emel Çelebi, sinemaya yönetmen yardımcısı ve yapımcı olarak uzun yıllar emek veren Leyla Özalp ve geçtiğimiz yıl festivale Uluslararası Yarışma Bölümü’nde gösterilen “Diriler ve Ölüler/Zıvı I Mrtvi” filmi ile konuk olan Hırvat yönetmen Kristijana Milica isimlerinden oluşan jürinin belirleyeceği Ulusal Altın Karagöz Kısa Film Yarışması’nda yarışacak olan filmler şunlar : 1. Açık Rüya / Lucid Dreaming - Gökhan Atakan/Türkiye/2008/5' 2. Aklımın Odaları / Mind Games - Can Fakıoğlu/Türkiye/2008/9' 3. ID - Simge Gökbayrak/Türkiye/2008/5' 4. Ölüler / The Dead - Ahmet Turgul/Türkiye/2008/20' 5. Razor - Hemi Behmioras/Türkiye/2008/8' 6. Siyah Beyaz / Black White - Kemal Tezcan/Türkiye/2008/5' 7. Tavşan Tavşan / Rabbit Rabbit - Burak Kent, Münire Özdemir/Türkiye/2008/9' 8. Tek Notalık Adam / The One Note Man - Dağhan Celayir/Türkiye/2008/14' 9.Utanç / Shame - Hasan Gündür/Türkiye/2008/6' 10. Yabancı / The Stranger - Can Oral/Türkiye/2007/5' San Sebastian Film Festivali’nde son filmi “Pandora’nın Kutusu” ile Altın İstiridye Ödülü’nün sahibi olan yönetmen Yeşim Ustaoğlu, festivalin “İpek Yolu Üzerinden: Bosna Hersek” bölümünde gösterilecek olan ‘Kar/Snow’ filminin yönetmeni Aida Begic ve Portekiz Kısa Film Ajansı’nın düzenlediği Curtas Vila do Conde Uluslararası Film Festivali yöneticilerden biri olan Dario Oliviera isimlerinden oluşan jürinin belirleyeceği Uluslararası Altın Karagöz Kısa Film Yarışması’nda yarışacak olan filmler ise şunlar : 1. Bir Başka Akşam / Another Evening Goes By - B. Sangeeth Kumar/Hindistan/5' 2. Bekleyiş / The Waiting - Emine Emel Balcı/Türkiye/2008/14' 3. Kör Adamın Gözü / Blind Man's Eye - Matthew Talbot-Kelly/İrlanda/2007/6' 4. Acımasızlık / Masire Sarde Khon / Cold Blood - Amir Mehran/İran/8' 5. Ödev / Le devoir / Homework - Ariane Lippens/Belçika/2007/7' 6. İki Metre / Dos Metros - Javier Mrad, Javier Salaza, Eduardo Maraqqi/Arjantin/ 2008/6' 7. Bugün Burada Değilim / Hoy No Estoy / I'm not Here Today - Gustavo Taretto/ Arjantin/2007/8' 8. Lacivert Oda / Indigo Tuba / Indigo Room - Anu Aun/Estonya/2007/18'   9. Noroutine - Jürate Samulionyte/Litvanya/2007/15' 10. Kırmızı Top / The Red Ball - Alan Holly/İrlanda/2007/3' 11. Zoom de Temps - Magne Petterson/Norveç/2008/8' 12. Sekans 01 - Plan 02 / Sequence  01 - Plan 02 - Remi Durin/Belçika/2007/8' Ulusal Altın Karagöz Kısa Film Yarışması ve Uluslararası Altın Karagöz Kısa Film Yarışmaları’nda jürilerin değerlendirmesi sonucu ödüle değer bulunan tüm genç sinemacılara ödülleri, festivalin son günü 4 Aralık 2008 Perşembe gecesi, Bursa Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılacak olan Festival Kapanış Töreni’nde verilecek.
Fest-i Kült 4 Çalıştay Programı
30.10.2008

Fest-i Kült 4 Çalıştay Programı

14-20 Kasım 2008 tarihleri arasında, Ankara Kızılay Büyülü Fener sinemasında, Sinemalar.com'un internet sponsorluğunda gerçekleştirilecek olan Fest-i Kült 4 – Kültürlerarası Film Festivali kapsamında düzenlenen çalıştaylara katılmak için başvurular 1 Kasım Cumartesi günü sona eriyor. Sinemaseverlere farklı bir festival deneyimi yaşatmayı amaçlayan “Film Nasıl Çekilir” ve “Ankara Kültür Avı” çalıştaylarına katılmak isteyenlerin en geç 1 Kasım 2008 tarihine kadar, ilgili başvuru formlarını doldurarak, festival ekibine ulaştırmaları gerekiyor. 2 Kasım Pazar günü ilan edilecek katılımcılar, çalıştay katılım ücretlerini 3-8 Kasım tarihleri arasında ödeyebilecekler.  Workshop (Çalıştay) tarihleri: "FNÇ" Film Nasıl Çekilir: 15-16 kasım "AKA" Ankara Kültür Avı:   17-18-19 kasım Filmlerin Montajı: 20 Kasım  
Üç Maymun, Üç Röportaj!
28.10.2008

Üç Maymun, Üç Röportaj!

Nuri Bilge Ceylan’a Cannes Film Festivali’nde “en iyi yönetmen” ödülünü kazandıran ancak Altın Portakal’da sadece “en iyi özel efekt” ödülüne layık görülen “Üç Maymun”, 24 Ekim’de seyirci ile buluştu. Hatice Aslan, Yavuz Bingöl, Ahmet Rıfat Şungar ve Ercan Kesal’ın sahici oyunculukları ve melodram tadındaki hikayesi ile dikkat çeken “Üç Maymun”; yönetmenin önceki filmlerine aşina olanlar için “farklı”, ilk kez bir Nuri Bilge Ceylan filmi izleyecek olanlar içinse “etkileyici” bir seyir deneyimi sunuyor.   Şubat 2009’da Los Angeles’da sahiplerini bulacak 81. Oscar Ödülleri için Türkiye’den aday adayı olan “Üç Maymun”, yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın kariyerinde bir eşik olarak değerlendiriliyor. Uzun zamandır sinema gündeminden düşmeyen “Üç Maymun”u konuşmak üzere, filmin yıldızları ile bir araya geldik. Nuri Bilge Ceylan, Hatice Aslan ve Yavuz Bingöl ile merak edilenleri konuştuk. NURİ BİLGE CEYLAN
AROG mu, MURO mu?
27.10.2008

AROG mu, MURO mu?

Yeni sezona hızlı başlayan Türk filmlerinin gişelerdeki hakimiyeti, 5 Aralık’ta gösterime girecek “AROG” ve “Muro – Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine” filmleri ile devam edecek. Cem Yılmaz’ın merakla beklenen yeni kahkaha bombası “AROG” ve “Kurtlar Vadisi” dizisinde “Muro” karakterinin yakaladığı ilgiyi sinemada da değerlendirmek isteyen Mustafa Üstündağ’ın başrolde oynadığı “Muro – Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine”, kahkaha ve seyirci garantili projeler olarak şimdiden gündemi meşgul ediyor. “Kurtlar Vadisi Pusu” dizisinde devrimci jargonu ve yardımcısı Çeto’yla girdiği tartışmalarla tanınan ve “Nalet olsun içimdeki insan sevgisine” repliğini dilimize pelesenk eden Muro’nun maceralarını anlatan "Muro – Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine” filminin yönetmenliğini Zübeyr Şaşmaz üstleniyor. 2004 yılında vizyona giren ve izleyici rekorları kıran “G.O.R.A.”nın devamı niteliğindeki “AROG”da ise,“G.O.R.A.”da tanıştığımız Arif karakterinin Taş Devri’ndeki maceralarını izleyeceğiz. Senaryosunu Cem Yılmaz’ın yazdığı, Ali Taner Baltacı ve Cem Yılmaz’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Yılmaz’ın yanı sıra, Ozan Güven, Özkan Uğur, Nil Karaibrahimgil, Zafer Algöz, Özge Özberk ve Hasan Kaçan gibi ünlü isimler de yer alıyor. 5 Aralık’ta gösterime girecek her iki filmin de gişede iş yapacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Osmanlı Cumhuriyeti’nde Öpüşme Krizi!
27.10.2008

Osmanlı Cumhuriyeti’nde Öpüşme Krizi!

Çekimleri başlamasıyla birlikte pek çok tartışmaya konu olan “Osmanlı Cumhuriyeti” filmi şimdilerde yeni fragmanı ve kamera arkasında yaşanan olaylarıyla gündeme geliyor. İlk defa bir dönem filminde oynayan başrol oyuncuları Ata Demirer ve Vildan Atasever film çekimleri sırasında oldukça eğlenirken, senaryosunu ve yönetmenliğini Gani Müjde’nin yaptığı “Osmanlı Cumhuriyeti” filmi, kendini birçok tartışmanın içinde buldu. Sinemaseverler “Osmanlı Cumhuriyeti” için kamera karşısına geçen ünlü komedyen Ata Demirer’i ilk kez öpüşürken görecek. Film çekimleri sırasında kahkahalara boğulan ekip ve oyuncular, bu sahne için büyük ter döktü. 21 Kasım’da vizyona girecek olan “Osmanlı Cumhuriyeti”, geniş oyuncu kadrosu ve sürpriz oyuncularının yanı sıra müzikleri ile de sinemaseverlerden tam not almayı hedefliyor.
Üç Maymun: Bambaşka Bir Nuri Bilge Ceylan Filmi
24.10.2008

Üç Maymun: Bambaşka Bir Nuri Bilge Ceylan Filmi

Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nden ödülle dönen fakat Altın Portakal’da adeta görmezden gelinen son çalışması “Üç Maymun”, yönetmenin önceki filmleri ile ulaştığı kitleyi şaşırtacak ancak ilk kez bir NBC filmi izleyenleri ise etkilemeyi başaracak niteliklere sahip. Belki de “Üç Maymun”u, yönetmenin filmografisinde ayrı bir yerde tutarak, “Nuri Bilge Ceylan sineması” olarak adlandırabileceğimiz kategorinin dışında değerlendirmek daha doğru olacaktır. Çünkü en başta çekim tekniği açısından diğerlerinden ayrılan “Üç Maymun”a, yönetmen Nuri Bilge Ceylan kabul etmese de, ayrı bir özen gösterildiği açıkça hissediliyor her bir karede. Bu nedenle “Üç Maymun”u, NBC filmlerine mümkün olduğunca yabancı bir gözle izlemeye çalıştım. Yapacağım değerlendirmelerde de, yönetmenin önceki filmlerinden referanslar kullanmamaya gayret edeceğim. “Üç Maymun”da herşeyden önce, iliklerimize kadar hissedeceğimiz bir melodram bekliyor bizleri. Eski Yeşilçam filmlerinden ve bilumum televizyon dizilerinden alışık olduğumuz bir hikaye; karakterlerin ruh hallerini tüm derinliği ile yansıtmayı başaran oyuncuların dört dörtlük performansları ve Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğrafçılık deneyimlerinden kazandığı ‘görsel gücü’ sayesinde; bambaşka bir dille anlatılıyor “Üç Maymun”da. Filmin adeta kare kare gezebileceğiniz bir fotoğraf galerisi gibi olduğunu söylersek, abartmış olmayız. Nitekim filmde tüm sahneler ayrı bir fotoğraf karesi olarak incelenebilecek derecede kusursuz ve etkileyici. Ceylan, görselliğin gücünü sadece filme estetizm kazandırmak için kullanmamış. Filmin geneline hakim olan ve gerilim filmlerini andıran ‘karanlık şehir atmosferi’ ile beraberindeki huzursuz edici detaylar (hızla birbirini kovalayan gri bulutlar, oyuncuların ağlarken çıkardıkları yutkunma sesleri, sabah ezanının ürkütücü tonu) hikayenin gerilimini artırmak konusunda son derece etkili unsurlar olarak çıkıyor karşımıza. Kendinizi karakterler ile özdeşleştirmek için fazla çaba harcamanıza gerek kalmıyor “Üç Maymun”da. Oyuncuların sahici performansları ve yönetmenin tüm filmlerinde olduğu gibi “Üç Maymun”da da vazgeçmediği  “gerçekçi” üslubu nedeniyle, film başlar başlamaz dahil oluyorsunuz hikayeye. Olan biteni bizzat takip eden ve yeri geldiğinde tepki göstermesi beklenen, ailenin bir ferdi gibi hissetmeye başlıyorsunuz adeta. Nitekim karakterlerin tepkileri de tam beklediğiniz gibi gelişince, filmin “gerçeklik” hissi iyice artıyor ve bu his üzerinize bir ağırlık olarak düşüveriyor. Etrafta her gün karşılaştığımız ahlaksızlıklara tepkisiz kalsak da, filmde yaşananlara kayıtsız kalmak mümkün olmuyor o bütünlük içerisinde. Gerçek hayattaki benzerleri ile paralel ilerleyen hikayenin sonu, nihayet seyirciyi şaşırtmayı başarıyor. Bir süre, “acaba ben de öyle mi yapardım” diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. “Üç Maymun”u melodram türündeki diğer filmlerden ayıran bir başka özelliği ise, filmde kimin tam olarak iyi ya da kötü veya haklı ya da haksız olduğuna karar verilemiyor olması. Hikayenin üç kahramanı da, üç maymunu oynamak ve gerçekle yüzleşmek konusunda kararsız kalırlarken, bu çelişkiyi seyirciye de yaşatıyorlar. Ancak film en çok Hatice Aslan’ın canlandırdığı “Hacer” karakterine yüklüyor sanki suçu. Kadınların zayıf karakterli ve iradesiz bireyler oldukları için, özellikle duyguları ile ilgili konularda ne kadar ezilebildiklerini düşündüren bir rolde karşımıza çıkan Aslan; bu ilk sinema filminde, bir kadının ruhsal çıkmazlarını tüm dokunaklılığı ile beyazperdeye taşıyarak, takdire değer bir oyunculuk sergiliyor. Filmde canlandırdığı “Eyüp” karakterine çok yakışan Yavuz Bingöl; kadın ruhundan anlamayan ancak zaman zaman duygularına yenik düşebilen Türk erkeğinin stereotip özelliklerini oldukça net ifadeler ile taşıyor beyazperdeye. “Üç Maymun”un kadrosuna amatör bir oyuncu olarak dahil olan Ahmet Rıfat Şungar ise, filmdeki olağanüstü performansından sonra profesyonelliğe sağlam bir adım atmış oluyor. Filmin senaryosuna da destek veren Ercan Kesal, belki de canlandırdığı karakterin çok belirgin vasıflar taşıyor olması nedeniyle, şu ana kadar izlediğim en sahici oyunculuk performansını sergileyerek, seyircinin aklında kalmayı başarıyor. Nuri Bilge Ceylan filmlerinde ilk kez bu kadar içten kahkaha atmanızı sağlayan “Servet” karakteri, filmin tek komedi unsuru olarak da dikkat çekiyor. Filmden çıktıktan sonra bir süre Yıldız Tilbe'nin “Emi” şarkısını mırıldanabilirsiniz. "Hacer"in melankolik karakterini yansıtan bu şarkı, filmde farklı fonksiyonlarda çıkıyor karşımıza; güldürmek, ağlatmak ve gerilimi artırmak üzere.    Bittikten sonra etkisinden kurtulamadığım, gerilim filmlerindekini aratmayacak derecede ürperdiğim ve olan biten herşeyi sorgulamak zorunda hissettiğim bir film oldu benim için “Üç Maymun”. Nuri Bilge Ceylan’ın kariyerinde bir eşik olarak değerlendirebileceğimiz bu filmi, daha önce bir NBC filminin tadına bakmış, bakmamış; herkes izlemeli.
Testere 5: Herkesin Seçme Şansı Olmalı…
24.10.2008

Testere 5: Herkesin Seçme Şansı Olmalı…

1996 yılında Avustralya’nın meşhur dizisi “Komşular”da iki bölümde oynayarak aktörlük yaşamına başlayan Leigh Whannell, başka bir Avustralya dizisi olan “Blue Heelers”de de sadece 2 bölümde oynadıktan sonra 2000 yılında bir korku türüne milad olacak bir projede yer alır. Küçük bütçeli Avustralya filmi “Stygian”da bir yan rolde oynar Whannell. Filmi yöneten ise James Wan’dır. Bir ödülde kazanan korku filminde, Jamie ve Melinda farklı bir dünyada kendini sürgünde bulur. Kendilerine kurulan tuzaktan kurtulmak zorundadırlar. Whannell ve Wan’ın tanışmasına sebep olan filminde tuzaklı olması da hayli ilginçtir. Asıl patlamanın ilk ateşlendiği yıl 2003’tür. Whannel aklındaki ana fikri James Wan ile paylaşır. Ve başrolünü aldığı bu 10 dakikalık kısa film “Testere” adı ile son derece başarılı bir iş olur. Ama ikili hala Avustralya’dadır. İkisi de 1977 doğumlu genç sinemacılardan Malezya’lı James Wan ile Avustralya’lı Leigh Whannell, kısa filmlerinin izleyen herkeste yarattığı heyecan üzerine 2004 yılında uzun metrajlı “Testere” ile dünyayı fetheder. 2005’te görebilme fırsatı bulduğumuz kısa metraj Testere’nin bugün geldiği nokta herkesçe bilinmekte. İkili’den Wan sadece ilk filmi yönetirken, Whannell ise serinin 3 filmine katkıda bulundu. İkili artık Testere serisinin prodüktörü olarak dünyadaki ünlerini koruyor, isimlerinin markalaşmasını sağlayan yeni filmlerle türe katkı yapmayı sürdürüyorlar. Şu sıralar serinin oyunu için kafa yoran ikilinin, türe yaptığı katkı ise tartışılır halde. “Halloween” ve “13. Cuma” ve “Elm Sokağı” serileri gibi sonu gelmez bir seriye dönüşme tehlikesi bir yana, özellikle üçüncü filmle başlayan, dördüncü filmde iyice ayyuka çıkan sahnelerle seyirciyi korkutmak veya germek yerine kusmasını sağlayacak, vahşet görüntüleriyle marazi merakının üstüne gitmekle korku sinemasının dinamiklerinin farklı bir yere gittiği açıkça görülüyor. İlk testere filminin yarattığı etki gerçekten çok iyiydi ve izleyenleri hayran bırakıyordu. İkinci filmin pek iyi olmayışı yinede üçüncü filmi merak etmeyi, iyi olmasını ümit etmeyi zorlaştırmamış, hayran kitlesi büyümüştü. Geçen yıl izlediğimiz Testere 4’ün artık bir konu anlatmak yerine skeçler halinde oyunlardan oluşması, merak duygusundan beslenerek vahşet görüntülerini sıklaştırması da gözlerden kaçmadı. Beşinci film ise tüm bu aksaklıklardan kurtulmuş gözüküyor. Seth Bexter’a kurulmuş sarkaç tuzağı ile açılan film, jenerik sonrası adet olduğu üzere önceki filmin son sahnesinden açılıyor. İki ajan arasındaki kapışma da böylece start alıyor. Basına verilen ilk karelerden biri olan kafaya monte edilmiş cam kutu tuzağından kurtulan Ajan Strahm’ın aslında kurtulmaması gerekiyor. Testere’den görevi devralan Mark Hoffman da elbette bu duruma şaşıranlardan. İki polisin iyi ile kötü ayrımından beslenen tempo ve üzerine kurulan öykü ilerledikçe derinleşirken, bir yandan da 5 kişinin tuzaktan birlikte kurtulma mücadelesi anlatıyor. Seth Bexter’a kurulan tuzağın, taklitçi tuzak olması detayı filmde çok iyi işleniyor. Tuzak kurtulan Strahm’ın araştırmaları sayesinde Hoffman ve Jigsaw’ın nasıl tanıştıklarını görebiliyoruz. Serinin önceki filmlerinin aksine bu kez daha fazla bilgilenme fırsatı sunuluyor. Hoffman ve Jigsaw arasındaki diyaloglar filmin en önemli anları… Seth’e intikam amacıyla kurduğu tuzağa şiddetle karşı Jigsaw’ın ağzından bir bir tuzakların ana felsefesi dökülüyor. Bugüne dek 5 filmde yarım yarım da olsa öğrendiğimiz şeylerin daha derli toplu açıklaması da filmi diğerlerinden ayıran özelliği. Jigsaw ısrarla “Her insanın bir seçme şansının olduğunu” belirtiyor. “Ben kimseyi öldürmüyorum” diyor. Bir anlamda Hoffman’ın öğretmeni oluyor. Elbette Jigsaw ölse de, ondan kurtuluş yok, serinin her filminde görünmeye devam edecek gibi. Kurgu da son derece başarılı… Geçmişe dönülen sahnelerde daha bir özenilmiş, daha bir düşünülmüş hava hakim. Bu anlamda da zamanlar arasındaki geçişler daha anlaşılır ve tempoya artı katar hale getirilmiş. Tuzaklar arasında kaybolmuş bir geçmiş, Testere 4’deki gibi söz konusu değil bu kez. Daha içi doldurulmuş, daha sindire sindire izlenebilir bir testere söz konusu. Hoffman ile Jigsaw arasındaki özleşme ise biraz abartılı işlenmişe benziyor. Hoffman’ın da hayatta en değer verdiği kişi öldürülmüş. Adalet yerini bulamamış işe soyunmuş. Ama yine de buradan çıkan söz tüm bu çabanın Testere efsanesinin doğuşunu belgeleyen söze bağlanıyor. “Doğru sağlanmış adalet, bir toplumun belkemiğidir” Strahm elinde dosyalar, son tuzakta tek sağ kalan Hoffman’ı araştırırken, önceki tuzakların mekanına gidiyor ve bu sayede önceki filmlerle daha doğru bir bağ oluşuyor. Bu anlamda başarısız olan 4 ile 5’in senaryolarının aynı ellerden çıkmış olması da hatalarını görüp gidermişler yargısını koyuyor ortaya. Filmde en garip an ise, Jigsaw’ın karısına bir kutu bırakması. Jill kendisine miras kalan kutuyu açsa da sadece kendisi görüyor. Sonrasında sadece bir kez görünüp kayboluyor. Kutunun akibetini de gelecek filmde göreceğiz sanırım… İlk filmden bu yana izlediğimiz her şeyin daha derli toplaması olarak serinin iyilerinden olmuş Testere 5… 5 kişinin dahil olduğu tuzakta iyi detaylarla süsleniyor. Açılan derinliğin hedefi de insan faktörü. 5 kişi boyunlarından bağlı bir şekilde uyandığında, adet olduğu üzere onları birbirine bağlayan bir olay söz konusu. Jigsaw onlara seslenirken, içgüdülerinize uymamanızı öneririm derken, sık sık kurduğu tuzaklarda öldürme içgüdüsünün insana ait olduğunun vurgusunu yapıyor. Her ne tuzak kurulursa kurulsun mükemmel işleyecek diye bir şey yok. İşin içinde insan faktörü var.
Fest-i Kült Tanıtım Gösterimleri
22.10.2008

Fest-i Kült Tanıtım Gösterimleri

14-20 Kasım 2008 tarihleri arasında, Ankara Kızılay Büyülü Fener sinemasında, Sinemalar.com'un internet sponsorluğunda gerçekleştirilecek olan Fest-i Kült 4 – Kültürlerarası Film Festivali’nin tanıtımına destek vermek amacıyla, Ankara’daki bazı üniversitelerde özel film gösterimleri düzenlenecek. Bu tanıtım gösterimlerinde, geçtiğimiz yıllarda düzenlenen Fest-i Kült Film Festivalleri kapsamında gösterilen filmlerden seçkilere yer verilecek. Tüm üniversitelilerin davetli olduğu bu özel gösterimlerde,  birbirinden güzel kısa filmlerin yer aldığı seçkileri izleme fırsatı bulabileceksiniz. Gösterimlerin tarihlerine ve ayrıntılı program bilgilerine www.festikult.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Mükemmel Bir Gün, 31 Ekim'de Vizyonda
22.10.2008

Mükemmel Bir Gün, 31 Ekim'de Vizyonda

Avrupa ve İtalyan sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Ferzan Özpetek’in son filmi “Mükemmel Bir Gün” 31 Ekim’de Türkiye çapında 40 salonda gösterime giriyor. İtalya’da “Un Giorno Perfetto” ismiyle 5 Eylül 2008’de 400 salonda vizyona giren film, 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali bünyesindeki 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali’nin de açılış filmi oldu. Filmin başrol oyuncusu ve İtalyan sinemasının tanınmış oyuncularından Isabella Ferrari ile filmin yapımcılığını üstlenen Domenico Procacci de festivalin açılış gecesinde hazır bulundu. “Mükemmel Bir Gün”ün senaryosu, profesyonel sinema hayatına film eleştirmeni ve film yapımcısı olarak başlayan ve bugün İtalya’nın en önemli senaryo yazarlarından biri olan Sandro Petraglia ile birlikte Ferzan Özpetek’e ait. Filmin başrollerini Isabella Ferrari ve Valerio Mastandrea paylaşıyor. Ağustos ayında düzenlenen 65. Venedik Film Festivali’nin yarışma bölümüne katılmaya hak kazanan 21 filmden biri olan “Mükemmel Bir Gün”, Eylül ayında da Toronto Film Festivali’nde gösterildi. Evli ve iki çocuk sahibi olan Emma (Isabella Ferrari) ile Antonio (Valerio Mastandrea), bir yıl önce ayrılmışlardır. Antonio, beraber yaşamış oldukları evde artık tek başına oturmaktadır. Emma ise, çocuklarını da alarak annesinin yanına yerleşmiştir. Bir akşam, Antonio’nun dairesinden silah sesleri duyulur. Komşular tarafından çağırılan polisler kapıyı kırarak daireye girmeye hazırlanırken; Mükemmel Bir Gün, o ana kadar geçen son 24 saati anlatır bizlere. Ferzan Özpetek, yeni filmi “Mükemmel Bir Gün” için, “Gazetelerde başkalarını öldüren canavarları ve yaşanan trajedileri hep okuyoruz. Ancak benim filmim, bu canavarların iç dünyalarını ve aslında bizim gibi insanlar olduklarını gözler önüne seriyor. Bence bu filmde kimin kurban kimin cellât olduğu belirsiz; aslında cellât da, filmdeki karakterleri bu denli ciddi sonuçlar doğuracak şekilde davranmaya iten de hayattan başkası değil” yorumunu yaptı. 1959 doğumlu Ferzan Özpetek, ilk filmi “Hamam”dan itibaren tüm filmleri ile uluslararası düzeyde takdir gördü ve aralarında İtalya’nın en büyük sinema ödülü David di Donatello’nun da yer aldığı birçok ödül kazandı. Dünyanın önde gelen sinema festivallerine davet edilen Özpetek, Avrupa’nın en önemli yönetmenleri arasında gösteriliyor. “Mükemmel Bir Gün”ün orijinal müzikleri ise yönetmenin Cahil Periler ve Karşı Pencere filmlerinde de birlikte çalıştığı müzisyen Andrea Guerra’ya ait… Andrea Guerra Karşı Pencere’deki müzikleriyle David di Donatello ödülüne, Cahil Periler’deki müzikleriyle de İtalyan Müzik Ödülü Flaiano’ya layık görüldü.
Sevgi Fırtınası: Hayat Bazen Aşık Olmak İçin İkinci Bir Şans Verir!
21.10.2008

Sevgi Fırtınası: Hayat Bazen Aşık Olmak İçin İkinci Bir Şans Verir!

Richard Gere ve Diane Lane, romantik dram “Sevgi Fırtınası/ Nights in Rodanthe”de beyazperdede tekrar bir araya geliyor. Nicholas Sparks’ın çok satan romanından uyarlanan film, hayatınızın aşkını bulmakta daima ikinci bir şans olduğunu keşfeden iki kişiyi konu alıyor. Kocasının ihanetinin etkilerinden kurtulmaya ve onsuz bir hayat kurmaya çalışan bir kadın olan Adrienne (Diane Lane), eşinin eve dönmek istediğini öğrenir. Çelişkili hislerle paramparça olan kadın, eski bir dostunun Rodanthe’teki otelini hafta sonu için idare etmesi yönündeki ricasını bir kaçış fırsatı olarak görür. Orada, Kuzey Carolina’nın Outer Banks adı verilen bölgesindeki uzak bir noktada, Adrienne hayatını yeniden gözden geçirmek için gereken sükûneti bulacağını ummaktadır. Tatil sezonu bitmiştir ve otel, beklenmedik bir şekilde gelen tek konuğu, şehirli bir doktor olan Paul (Richard Gere) dışında kapalıdır. Uzun zaman önce kariyeri için ailesini feda etmiş biri olan Paul, Rodanthe’e zor bir yükümlülüğü yerine getirmek ve kendi vicdan azabıyla yüzleşmek için gelmiştir. Onlar, aynı çatıyı paylaşan iki yabancıdır. Ancak büyük bir fırtına yaklaşırken, huzur bulmak için birbirlerine yaklaşırlar ve etkileri ömürlerinin sonuna kadar devam edecek, hayatlarını değiştiren bir aşka yelken açarlar.
‘Çocuk Gelinler’in Öyküleri Film Oldu
21.10.2008

‘Çocuk Gelinler’in Öyküleri Film Oldu

Türkiye’nin ilk kadın filmleri festivalini düzenleyen Uçan Süpürge, Almanya’nın tek kadın filmleri festivali olan Dortmund-Köln Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ile birlikte Aralık 2007’den beri “Çocuk Gelinler” adlı bir proje yürütüyor. Avrupa Birliği’nin Sivil Toplum Diyaloğu: Kültür Hareketi Programı çerçevesinde desteklenen bu proje; dünyanın pek çok bölgesinde olduğu gibi Türkiye’de de yaygın olarak görülen erken yaşta ve zorla yaptırılan evliliklere dikkat çekerek bu soruna karşı farkındalık yaratmak amacı taşıyor. Proje kapsamında önce, Almanya ve Türkiye’de eşzamanlı olarak Sözsüz Kısa Film Sinopsis Yarışması açıldı. Yarışmaya katılan film öyküleri, her iki ülkede oluşturulan jüriler tarafından değerlendirildi ve bu değerlendirme sonucunda Almanya’dan 5 ve Türkiye’den 5 olmak üzere 10 katılımcı finale kaldı. Finalistler 2008 yılının Temmuz ayı boyunca Ankara’da Uçan Süpürge’nin konuğu olarak iki atölye çalışmasına katıldılar. ‘Senaryo Atölyesi’nde, Türkiye’den Aylin Eren ve Almanya’dan Bernadette Feiler yönetiminde, toplam 10 film öyküsü içinden jürinin belirlediği 2 öyküyü hep birlikte senaryolaştırdılar. Daha sonra ise yine Türkiye’den Leyla Özalp ve Almanya’dan Maren-Kea Freese yönetiminde ‘Yapım Öncesi’ ve ‘Yapım’ Atölyelerine katılan finalistler, seçilmiş olan 2 senaryoyu kolektif çalışmayla filme çektiler. Atölye katılımcıları, bu eğitmenler eşliğinde, film yapımı sürecinin bütün aşamalarını birlikte deneyimlediler ve profesyonel bir yapım şirketinin teknik desteğiyle 2 sözsüz kısa film yarattılar. Bu filmler; Almanya’dan Dennis Todoroviç’in aynı adlı öyküsünden çekilen “Nefes al, Alma, Nefes al” ve Türkiye’den Damla Köle’nin ‘Meme’ adlı öyküsünden çekilen “Beni Geri Çağır Hayat” adlı filmlerdi. Filmlerin dünya prömiyeri, 23 Ekim günü saat 19.00’da Ankara’da, Devlet Tiyatroları Şinasi Sahnesi’nde yapılacak. Bu özel geceye Almanya ve Türkiye’den çok sayıda siyasetçi, diplomat, sivil toplum kuruluşu ve resmi kurum temsilcileri, sinemacı, gazeteci ve sinemaseverlerin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da katılacak.
'Altın Portakal'lar Sahiplerini Buldu
20.10.2008

'Altın Portakal'lar Sahiplerini Buldu

45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ödülleri, dün akşam düzenlenen törenle sahiplerini buldu. İşte Antalya’dan ödülle dönen film ve sanatçılar:      45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Onur Ödülleri Sinema Başarı Ödülü - Hülya Avşar Onur Ödülü - Yılmaz Atadeniz Yıldırım Önal Anı Ödülü - Müşfik Kenter Sinema Emek Ödülü - Aydın Mesut Yurteri Festival Nişanı - Filiz Akın Kültür Sanat Ödülleri Muhterem Nur, Eşref Kolçak, Yücel Çakmaklı 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması En İyi Film Pazar - Bir Ticaret Masalı / Ben Hopkins En İyi Yönetmen Derviş Zaim / Nokta En İyi Senaryo Pazar: Bir Ticaret Masalı / Ben Hopkins En İyi Erkek Oyuncu Tayanç Ayaydın / Pazar: Bir Ticaret Masalı En İyi Kadın Oyuncu Nurgül Yeşilçay / Vicdan En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Volga Sorgu Tekinoğlu / Başka Semtin Çocukları - Gitmek En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Övül Avkıran / Pandora'nın Kutusu En İyi Görüntü Yönetmeni ve Kodak Ödülü Sahibi Zekeriya Kurtuluş / Vicdan En İyi Sanat Yönetmeni Türker İşçi / Başka Semtin Çocukları En İyi Müzik Mazlum Çimen / Nokta En İyi Kurgu Mustafa Precheva En İyi Ses Tasarımı ve Miksaj Kostasvi Variopiotis En İyi Özel Efekt Burak Balkan / Üç Maymun En İyi Kostüm Tasarımı Zeynep Sırlıkaya En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı Vesey Üsten / Vicdan En İyi Laboratuvar Fono Film - Gökten Üç Elma Düştü - Vicdan Digiturk Behlül Dal En İyi Genç Yetenek Ödülü Aydın Bulut / Başka Semtin Çocukları Yurtiçi Kargo Dr.Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü Nokta - Derviş Zaim 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Kısa Film Yarışması En İyi Kısa Film Gemeinschaft / Özlem Akın 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Film Yarışması En İyi Belgesel Adakale Sözlerim Çoktur / İsmet Arasan Jüri Özel Ödülü Nefes - Cüneyt Birol SİYAD Jüri Özel Ödülü Hayat Var / Reha Erdem