Megazeka, Superman'in Tahtında
14.01.2011

Megazeka, Superman'in Tahtında

Dreamworks’ün yeni animasyon harikası Megamind, son dönemde oldukça popüler olan anti-kahraman çizgisini animasyona taşıyor. Madagascar serisinin yönetmeni Tom McGrath’in yönetmenliğini üstlendiği bu animasyon filminde birbirinden ünlü oyuncular da karakterlere ses veriyor. Will Ferrell, Brad Pitt, Tina Fey, Jonah Hill, David Cross gibi ünlü isimlerin seslendirdiği karakterler ise sinema severleri eğlendirecek 1.5 saatlik bir seyir sunuyor.
İstanbul Film Festivali Onur Ödülleri Açıklandı
14.01.2011

İstanbul Film Festivali Onur Ödülleri Açıklandı

Uluslararası İstanbul Film Festivali tarafından her yıl verilen Sinema Onur Ödülleri bu yıl Türk Sineması’na imzasını atan dört büyük isme verilecek: Yönetmen Yusuf Kurçenli, görüntü yönetmeni Ertunç Şenkay ve Türk Sineması’nın unutulmaz ikilisi Metin Akpınar ile Zeki Alasya. Türk Sineması’nın bu dört büyük ismine ödülleri, 1 Nisan Cuma akşamı Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali Açılış Töreni’nde takdim edilecek.
Yeni Proje Çanakkale Savaşı Üzerine
13.01.2011

Yeni Proje Çanakkale Savaşı Üzerine

Gemide, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, Maruf, Barda, Kurtlar Vadisi Irak, Gecenin Kanatları filmleriyle tanıdığımız başarılı yönetmen Serdar Akar Çanakkale Savaşı üzerine film çekmeye hazırlanıyor. Ünlü yönetmen Serdar Akar’ın ön hazırlıkları devam eden yeni projesi Çanakkale Savaşını konu alıyor. Çalışmalarına başlanan filmin yapımcılığını Aydın Film üstleniyor. Serdar Akar’ın çekmeye hazırlandığı bu önemli yapım, Çanakkale Savaşı’nda yaşanan kahramanlıkları ve dramları merkezine alıyor. Dünya tarihinin en büyük ve en dramatik cephelerinden biri olan, birçok farklı ulustan askerin kanıyla sulanan Çanakkale Savaşını çarpıcı biçimde beyazperdeye yansıtmayı amaçlanan filmde, gerçekçi savaş sahneleri ile etkileyici bir atmosferin yaratılması hedefleniyor. Yaşanan büyük direnişi, direnişin isimsiz kahramanlarının hikâyeleri üzerinden anlatacak olan filmin, 2012 yılında sinemaseverlerle buluşması amaçlanıyor. Hazırlıkları devam eden projenin oyuncu kadrosu ve detayları yakında kamuoyuyla paylaşılacak.
Kalp Kırma Şirketi
12.01.2011

Kalp Kırma Şirketi

İlişkilerde 3 kategoride kadın vardır: Mutlu kadın, mutsuz ve bunun farkında kadın, mutsuz ve bunu kendine itiraf etmeyen kadın. Biz üçüncü kategorideki kadınlarla çalışıyoruz. Kullandığımız metod: Baştan çıkarma. Heartbreaker, asıl adı L’arnacoeur olan bir fransız filmi. Crazy Stranger ve The Beat That My Heart Skipped(Bu filmin afişinde Jim Sturgess’a inanılmaz benzemiyor mu?) gibi filmlerden tanıdığımız yakışıklı fransız Romain Duris’in başrolünü oynadığı romantik komedi filmi Heartbreaker, tam bir çerezlik film. Konu, işte tam da ilk paragrafta kendilerinin açıkladığı gibi.Mutsuz insanları ayırma işini kendilerine misyon edinmiş 3 kişilik çekirdek bir takımın bir işlerinde çuvallayıp, çuvaldızı gerçek manada kendilerine batırdıkları olay örgüsüne sahip film, Romain Duris’in performansı ile ayakta kalıyor. Hollywood-vari klişelere sahip bir film olan Heartbreaker, buna rağmen romantik bir fransız filmi olmaktan da ödün vermiyor. Eğlenceli sahneler ise filmden kopulmaması adına gerçekten doyurucu. Özellikle Alex Lippi rolündeki çift ayıran ajan rolündeki Romain Duris’in bir sahnedeki koşuşu ve kendisini acındırmak için ağlıyor numarası yapmaya çalıştığı sahneler, filmin zevkinin doruğa ulaştığı yerler olarak dikkat çekiyor. Filmdeki bir diğer başrol ise en güzel fransız aktrislerinden olan Vanessa Paradis. İkilinin arasındaki kimya film boyunca gittikçe yükselirken ve fransız komedisinin rastlantısal sorunları ile boğuşulurken finalinin böyle olması biraz büyü bozan cinsten olmuş. Fransız gibi başlayan film Hollywood gibi devam ederken bir anda Türk gibi bitiyor. Ancak başarılı repliklere, güzel oyunculuklara ve gerçeğe yakın(!) kurgusu ile yine de izlenebilir bir film ortaya çıkmış. O başarılı replikler de aslında ilişki tespitleri oluyor genelde. Alex ile aşık olup, iş ile aşkı karıştırmamaya çalışıyoruz biraz da. Film bu yönüyle de izleyiciyi kendisine çekmeyi başarıyor.Heartbreaker, ülkemizde gösterime girmese bile izlenmeyi hakeden romantik komedi filmlerinden birisi. Komik sahnelerin yanında aşk için atılan taklalar ve akılların hep son anda başa gelmesi gibi klişeleri içerisinde barındırsa da asla izlenmeyecek bir film değil. Eh bir romantik komedi filminden de daha başka şeyler beklemeye gerek yok zaten.
Yönetmen: Drew Barrymore
12.01.2011

Yönetmen: Drew Barrymore

Ülkemizde Mahsun Kırmızıgül’ün çektiği filmler hala beğenilse mi beğenilmese mi diye tartışıladursun Özcan Deniz’in de yönetmenliğe adım atması garip bir furyanın habercisi mi acaba diye düşünmeden edilemiyor. Sadece ülkemizde değil Hollywood’da da bu aralar yeni yönetmenler çıkıyor(Kabul, her zaman yeni yönetmenler çıkıyor elbette ancak buradaki kasıt farklı dallardan direkt geçiş). Ancak en azından şarkıcılıktan direkt yönetmenliğe geçiş olmuyor. Son Hollywood örneklerinden ilk akla gelenler ise Ben Affleck, Natalie Portman, Angelina Jolie ve Drew Barrymore. Bu yazının konusu ise Drew Barrymore ve onun ilk uzun metraj yönetmenlik deneyim olan Whip It (Yani Kamçıla).Texas, Bodeen’e yakın bir kasabada yaşayan Bliss’in kendini bulma öyküsü diyebiliriz Whip It’e. Birçok Hollywood klişesi mevcut filmde, birçok gereksiz karakter de mevcut komedi unsurunu arttırabilmek için ancak bu unsurların sebebi de filmin uyarlama yapısı. Bir kitap içerisinde bu karakterler eğreti durmasa bile film içerisinde biraz kalabalık yaratabiliyorlar bu da kitap uyarlaması işinin dezavantajlarından birisi elbette. Başrolde Kanadalı güzel Ellen Page var. Genç oyuncu, rollere güzel bir şekilde adapta olabilmesi sebebiyle geleceği parlak gençlerden birisi. Birçok sinemaseverin X-Men serisinden tanıdığı ancak ondan önce Hard Candy gibi bir başarısı olan oyuncu, hiçbir filmde sırıtmadan yönetmenlerin ona güvenmekte ne kadar haklı olduklarını kanıtlıyor. Özellikle Hard Candy’deki performansı ve Juno’nun başarısı geleceğinin ne kadar parlak olacağının habercisiydi. Whip It ise onun oynadığı son film. Birçok kişinin o oynuyor diye izlediği filmlerden. Anne baskısı altında ezilirken babasının uzaklığı sebebiyle yalnızlık yaşayan genç kızın annesinin isteklerine başkaldırı olarak roller’a başlamasının anlatıldığı film, kimi zaman bir “teenage” filmi edasında, kimi zaman ise bir aile dramına dönüşüyor. Ancak çoğu zaman o komedi hissini verebiliyor. Özellikle filmin başındaki sahneler Thora Birch ve Scarlett Johansson’un ergenlik filmi olan Ghost World’e o kadar çok benziyor ki acaba bir devam filmi mi izleyeceğimi merak etmeye başlamışken olaya patenin girmesi ile aykırı gençlik fikri kendini adamışlığa dönüşerek merakımı gidermeyi başardı. Bu raddeden sonra işin içine bir spor filmleri klişeleri el kitabı da dahil olarak kazanmadan da mutlu mesut yaşayan takımdaşların bir kez kazanmayı tattıktan sonraki azimleri girdi. Drew Barrymore da burada devreye giriyor zaten. Takım içindeki arıza karakterlerden birini oynuyor ve filmdeki komedi piramidinin tepesine oturuyor yaptıkları ile. Tabii fazla zorlama bir karakter sebebiyle aşırı sırıtmayı da ihmal etmiyor film içerisinde. Drew Barrymore ve Ellen Page dışında filmde görünen diğer yüzler ise Jimmy Fallon, Juliette Lewis, Marcia Gay Harden var.Drew Barrymore, oynadığı onlarca filminden aldığı deneyimleri bir yönetmen olarak paylaşmaya karar vermesi ilk bakışta herkesin burun kıvıracağı bir durum gibi durabilir. Filmi de bu beklentiyle izlerken, beklentilerin aksine vasat üstü bir film ortaya çıkması izleyenleri mutlu edebiliyor. Bu düşünceyle filme başlayın, bol klişeye sahip vasat üstü bir film izleyin. Ancak Ellen Page var diye de fazla bir şey beklemeyin zira oyuncu ne kadar iyi olursa olsun konunun içerisinde kendini gösterebileceği alan konunun iyiliğine bağlıdır.
Biutiful filmini herkesten önce izlemek ister misiniz?
10.01.2011

Biutiful filmini herkesten önce izlemek ister misiniz?

Meksika’nın En İyi Yabancı Film dalındaki Oscar adayı Biutiful, sizleri basın gösterimine davet ediyor. Alejandro Gonzalez Inarritu’nun yönettiği ve Javier Bardem, Blanca Portillo, Martina Garcia ile Felix Cubero’nun oynadığı ve 28 Ocak'ta gösterime girecek olan Biutiful filminin 13 Ocak Perşembe günü İstanbul Maçka G-Mall sinemasında gerçekleştirilecek olan basın gösterimine bir soru uzaktasınız!
Halk Kahramanı Harry
10.01.2011

Halk Kahramanı Harry

Londra'nın dış mahallelerinden birinde yaşayan Harry Brown'ın son demlerinin hikayesi bu film. Açık konuşmak gerekirse filmin Gran Torino'nun Londra versiyonu olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Ancak ortada bir Michael Caine gerçeği varken bu film izlenmeyi kesinlikle hakediyor. Son dönem filmleri hariç Caine'i çok fazla izlediğimi söyleyemem ancak bu yaşında onu bu kadar çıldırmış halde görmek güzel bir deneyimdi.Harry Brown'ın, sokak çetesi gençlere karşı verdiği savaşta sınırları ne kadar zorladığını izlerken göreceksiniz. Laf arası yapıp bir başka mevzuya girmeli önce: Bu yaşlı kurt mevzusu izlerken ayrı bir haz veriyor izleyene onu da belirtmeli. Örneğin Red'de Helen Mirren'ı elinde tam otomatik silahla saykoya bağlamış ateş ederken görmenin verdiği haz bu. Yada aynı filmde John Malkovich'in Serious Sam oyununda kafasında bomba olup üstünüze koşan karakterler gibi bağırarak kameraya doğru koşması. Caine'in nasihat veren uşak rolünden sıyrılıp, eline silah alıp savaşa dahil olmasını görmek insanı nedense mutlu ediyor. Zira bu geçişi filmde de direkt olarak görüyoruz. Kuzey İrlanda'ya karşı savaşmış olduğunu öğrendiğimiz Harry Brown, satranç oynayacak hiçbir arkadaşı kalmayınca bu işte bir terslik var diyerek tek başına sokak çetelerinin karşısına dikiliyor. O müthiş İngiliz aksanı ile önce konuşuyor, sonra vuruyor Mr. Brown. Suça karşı isyan ediyor ama önce doğru yola girmeleri için de yardımcı olmaya çalışıyor. Yani içindeki amca hala daha yaşıyor ve yola getirmeye çalışıyor. Yola gelmeyenleri ise gözünü kırpmadan öldürüyor. Her ölümde biraz daha ölüme yaklaşıyor, her ölümde biraz daha huzur buluyor. Karısıyla ilk tanıştığında astığı asker kıyafetini karısını kaybettikten sonra tekrar giymesi de bir metafor belki de. Erkeğin doğasında vahşiliğin yerini sevgiyle doldurması ve sevgisinin karşılıksız kalmasına gösterdiği tepki ile tekrardan şiddete yönelmesi var belki de Harry Brown'ın gözlerindeki hüzünde. Kimi zaman öyle dahiyane öldürme taktikleri kullanıyor ki, bunu düşünecek olan insanın muhtemelen birkaç yüz kişiyi öldürmesi gereklidir. Örneğin bir olta taktiği var ki inanılmaz bir şekilde tongaya düşürüyor suçluları. İzledikten sonra hak vermemeniz imkan dahilinde değil. Polislere karşı savunması ise çok açık ve net: "Ben İrlanda'da da savaştım, ancak orada insanların bir amacı vardı. O amaç uğruna can alıyorlardı. Burada ise savaş sadece bir eğlence ve bunun sona ermesi gerek diyor." Polisin tamamen çaresiz kaldığı anlarda tek ayakta kalan yine kendisi oluyor bu yüzden de. Ancak tam burada duruyor film. Yani toplumsal sorgulamada daha ileriye gitmiyor. Basit ve net şekilde sadece üç taraflı bir savaş yaşanıyor. Ne polisin sorunlara geç cevap vermesi fazla gözönünde bulunuyor filmde ne de toplumsal sorunların sebebi. Sadece sorun veriliyor, sorunun çözümü ise Harry Brown oluyor. Harry Brown, renkleri ile tam bir İngiltere filmi. Soğuk renkler hem dramı, hem de havayı başarılı bir şekilde verebiliyor izleyiciye. Kamera kullanımı da oldukça başarılı. Filmin durgun yapısının izleyiciyi uzaklaştırmaması için sabit kamera kullanımı neredeyse minimum seviyede. Donuk sahnelerdeki sürükleyicilik hissi çok yavaş da olsa kayan bir kamera açısı ile veriliyor. Müzik kullanımı da yerli yerinde olan filmin görüntü yönetmenliği konusundaki başarısı, filmin başarısına direkt katkı ediyor.Fazla zorlama bir sona sahip olsa da izleyenin "Neden izledim" sorusuna verecek bir cevabının olduğu filmlerden Harry Brown. Cevap ise belli: Michael Caine. Yaşlı kurtun kısa sürede geçirdiği değişime tanık olmak için izlenebilecek ancak konu açısından beklentilerin minimumda tutulması gereken bir film Harry Brown.
Zıt Kardeşler
10.01.2011

Zıt Kardeşler

Jim Sheridan, her zaman ortalama üstü filmleri ile hatırlanacak bir yönetmendir. In the Name of the Father ile zirvesini de yapmıştır Get Rich or Die Tryin' ile dibi de görmüştür. Hem de öyle böyle bir dip değildir bu film. Tam 4 yıl boyunca film çekmeyecektir. Ancak geri dönüşü oldukça güzel olmuştur. 2009 yapımı Brothers filmi ile yönetmenliğe geri dönüş yapan Jim Sheridan, 1 istisna haricindeki başarı çizgisini korumayı başarmış. 
Cannes'da Jüri Başkanı Robert De Niro!
07.01.2011

Cannes'da Jüri Başkanı Robert De Niro!

Dünyanın en büyük film festivallerinden biri olan Cannes’da jüri seçimi tamamlandı. Bu yıl yarışma jürisine ünlü Amerikalı oyuncu Robert De Niro başkanlık yapacak. Festivalin bu seçimi yapmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi de oyuncunun kurucularından olduğu Tribeca Film Festivalinin 10. yılına girmiş olması. Festivali ortaya çıkaran ise 1989 yılında yine Robert De Niro’nun da kurucuları arasında yer aldığı Manhattan’daki Tribeca Film Merkezi. Ayrıca Katar’ın başkenti Doha’da da festivalin bir uzantısı her yıl düzenleniyor. Cannes’dan gelen jüri davetini memnuniyetle kabul eden Robert De Niro, yaptığı açıklamada, bu tür festivallerin uluslararası film sektörüne çok büyük yarar sağladığını belirtirken, jüri olarak işinin kolay olmadığını bildiğini ve sorumluluğunun farkında olduğunu söyledi.Cannes Film Festivali’nin geçtiğimiz yılki jüri başkanı ise son olarak Alice in Wonderland filmi ile karşımıza çıkan Tim Burton’dı.
Star Wars hayranlarına müjde!
07.01.2011

Star Wars hayranlarına müjde!

Star Wars sonunda blu-ray olarak da raflardaki yerini alacak.Star Wars efsanesi tam gaz devam ederken ve genişletilmiş evrende Clone Wars çizgifilmi sürerken geçtiğimiz aylarda aldığımız haber ile Star Wars serisini bir kez daha beyaz perdede izleyecek olmanın mutluluğunu yaşamıştık. Bu habere göre Lucas Arts, efsane serinin 3 boyutlu hale getirilmesi için çalışmalara başladığını açıklamış ve 2012’den itibaren tüm seriyi 3 boyutlu olarak sinemalarda izleyebileceğimiz haberini almıştık. Şimdi ise bir yeni haber ile daha efsaneyi hatırlıyoruz.Star Wars efsanesi, sonunda özel bir kutu seti olarak Blu-Ray versiyonu olarak piyasaya sürülmeye hazırlanıyor. Eylül 2011’den itibaren 3 farklı kutu şeklinde satışa çıkacak olan efsaneyi, en yüksek görüntü standardında evlerinde izlemek isteyen sinema severleri bekliyor. İlk üçleme 3 disk, ikinci üçleme 3 disk ve komple seri olarak 9 disklik versiyonlar ile satışa çıkacak Star Wars, için şimdiden ön siparişler yağmaya başladı.
Punk'ın Ruhu Ian Dury
07.01.2011

Punk'ın Ruhu Ian Dury

Bir kişi hakkında anarşist dendiğinde o kişi kötüdür. Ancak düşünülmez neden kötü olduğu. Veya neden anarşist olduğu. Genel yargılar vardır toplumsal olarak ve ona uyarsan onun kabul ettiği her şeyi kabul eder, etmediklerini dışlar, hatta yeri geldi mi de şiddet ile bastırırsın. Bir kişi hakkında Punkçı dendiğinde de o kişi kötüdür. Veya toplumsal yapı onun kötü olduğunu bireye empoze etmiştir. Sorgulamaya geçilmeden, neden kötü olduğu veya neden punk olduğu hakkında en ufak bir fikir dahi öne sürülmeden hüküm verilir dışlanma yaşanır. İşte Ian Dury'nin hikayesi ve küçük yaşta Punk olan bir adamın serüveni de böyledir bir bakıma. 
Normal Bir Ailenin Dramı
07.01.2011

Normal Bir Ailenin Dramı

Yönetmen Lisa Cholodenko'nun önceki filmleri olan High Art ve Laurel Canyon gibi filmlerde hiç de son filmi The Kids Are All Right'taki gibi sevimli karakterler yoktu. Tüm filmlerindeki baş karakterler genelde ayrıcalıklı, bir konunun uzmanı ve inkar edilemez şekilde başı dertten kurtulmayan kişiler olurdu. Ancak son filmi The Kids Are All Right'ta birden fazla kahraman ve birden fazla derinlemesine analiz edilecek ufak hikaye var. Bu karakterleri incelerken aslında yönetmenin oyuncu seçiminde ne kadar da titiz davrandığını görebiliyoruz. Lisa Cholodenko, senaryoyu da kendisi yazdığı için karakterleri tam olarak kafasında canlandırma ayrıcalığına sahipti ve roller için biçilmiş oyuncuları bulup çıkarma konusunda bu, onun en büyük artısıydı. Zira böyle bir film yaparken ve altyapısı güçlü karakterlerin filmi taşıyacağı bir filmi oluştururken en önemli noktalardan birisi de oyuncuların rollere oturup oturamayacağıdır. Nasıl ki bebek yüzlü bir oyuncunun, eli kanlı psikopat bir katili oynamasının zor olduğu bellidir; bu tür filmlerde de karakterlerin çizildiği doğrultuda gidecek oyuncuları belirlemek oldukça önemlidir. Daha fazla uzatmadan konuyu da içine dahil ederek karakterleri ve oyuncuları tanıtmalı.
2010'un En'leri!
04.01.2011

2010'un En'leri!

Yeni yılın ilk günlerinde bir 2010 değerlendirmesi yapmanın zamanı artık geldi. 2010 yılı bol bol Türk ve Hollywood sineması örneklerini izlediğimiz yıllardan birisiydi her zaman olduğu gibi. Bağımsız yapımlar çok fazla uğramadı, uğradılarsa da çok az salonda çok az izleyiciye ulaştılar. Ayrıca 2010 yılı festival bolluğu ile geçen bir yıl oldu. Gençlik festivalinden tutun animasyon festivaline, geçici festivalden uluslararası festivallere, 2010 oldukça bereketli bir yıldı. 2011'in ise geçtiğimiz yıldan daha bereketli geçmesi, biz sinema severleri daha da mutlu edecektir. Uzun uzadıya 2010'u yazmaya gerek yok. Gelelim sinemalar.com'da sizler için hazırladığımız listelere. Öncelikle yılın en abartılmış filmlerine bir göz atalım. Hemen ardından yeteri kadar ilgi görememiş değerli yapımlar ile devam edip, yılın en iyi 10 yabancı ve en iyi 3 yerli filmini verelim. Not: Sizlerin de eklemek istediği filmler var ise yorumlardan bildirebilirsiniz.Öncelikle yılın en abartılmış 5 filmi:1. Ejderha Dövmeli Kız: 2009 yapımı bir film ancak ülkemizde 2010 yılında gösterildi. Gereğinden fazla abartıldığını söylemeye gerek yok. Başarılı bir yapım ancak abartılacak kadar müthiş değil. Bu kadar sevilmesinin iki sebebi var: Romanı okuyan kişilerin filmi de beğenmesi ve avrupa filmi olması. Oysa bu film avrupa filmi değil, vasat üstü bir amerikan filmi edasında salınıyor.2. Iron Man 2: Robert Downey Jr. artık dişlerini fırçalayıp kameraya çekse bile izlenecek kadar seviliyor. Ancak Iron Man 2 ona rağmen vasat bir film. Sadece sarhoş olup evi dağıttığı sahne dışında izlenecek pek bir yanı yok. İlk filmin güzelliği yanında çok sönük kalıyor. Mickey Rourke ise kariyerini kurtardığı için yatsın kalksın Aronofsky'e dua etsin. Çok kötü bir performans sergiliyor bu filmde.3. Toy Story 3: İlk film müthiş bir deneyimdi 1996'da. Oyuncaklar konuşuyor, havalanıyor, yerden yere vuruluyor ama bizi bizden çok seviyorlardı. O dönemde her çocuk bir adet Buzz'a sahip olmuştur. Sonra ikinci film geldi. Kendisini hatırlatacak kadar kayda değer değildi. İlk filmin yerini tutamadı çünkü. Üçüncü film ise tam bir hayalkırıklığıydı. Filmin içerisindeki hayal kırıklığı dışında aşırı duygusal yapısı ile de vasattı. Ağlatmaya yönelik bir animasyon isteseydik Mary and Max'i izlerdik.4. The Lovely Bones: Yine 2009 yapımı bir film ama 2010 Şubat'ında ülkemizdeydi. Gereğinden fazla abartılmış bir başka film. Küçük kızın başarılı rolü yanında konunun kötülüğü ve Peter Jackson'ın hayal kırıklığı yaratan yönetmenlik performansına rağmen gereğinden fazla övgü aldı film.5. 9: Bu da 2009 ama Türkiye vizyonu 2010 olan filmlerden. Tim Burton'ın kısa filmi izleyip etkilenip uzun metraj animasyon olarak çekilmesini sağladığı film. Post-apokaliptik çağda insanların yarattığı "şeylerin" yaşam mücadelesi. Kısa film olarak çok daha çarpıcıydı. Keşke öyle kalsaydı.Elbette çok daha fazla hayal kırıklığı var ancak ilk 5 listesi bu şekilde oluşuyor.En az dikkat çeken ancak başarılı olan filmlere de bir göz atalım:1. The Ghost Writer: Kesinlikle yılın en az dikkate alınan filmi. Roman Polanski'nin film-noir esintileri taşıyan yeni filmi. Güzel bir kitap uyarlaması. Başarılı oyunculuklar ve etkileyici bir konu. Sonu kötü olsa da filmin çekimleri, çerçeve kullanımı, müzikleri gerçekten çok etkileyiciydi. Post-modern bir film-noir idi. Daha fazla dikkat edilmesi gerekirdi. Ülkemizde gösterime girmese bile popüler olan filmler var. Bu filmin de onlardan biri olması gerekliydi.2. Moon: Duncan Jones'un ilk uzun metraj filmi. Müthiş çekimler, etkileyici senaryo, başarılı oyunculuk ve 2001: Space Odyssey'in devamı için çekilen 2010: The Year We Make Contact filminden sonra ihtiyaç duyulan türden bir film. Hala izlenmediyse kesinlikle izlenmeli.3. Le Concert: Radu Mihaileanu'nun başarılı bir siyasi dramı beyaz perdeye müzikle aktarma deneyimiydi bu film. Daha önce de benzer bir konuyu tren ile birlikte aktarmayı başarmıştı. Fazla kişinin dikkatini çekmeden usulca çekti gitti film. Melanie Laurent'e rağmen izlenmedi pek. İzlenmeliydi, izlenmelidir.4. Ip Man 2: Ip Man 1 ve Ip Man 2 müthiş bir biyografi filmi. Biyografi dediğime bakmayın kesinlikle izlenmesi gereken bir dövüş filmi aynı zamanda. Eh, baş kahramanımız Bruce Lee'nin Bruce Lee olmasına yardımcı olan Ip Man ise onun biyografisini izlemek de elzemdir. Bu film de gösterime girmeden popüler olması gerekenlerdendi.5. Looking For Eric: Ken Loach'ın Eric Cantona'lı kadrosuyla çektiği müthiş bir filmdir. Kesinlikle çok daha fazla dikkat çekmeliydi. %90'ı ofsayt nedir bilen bir ülkede yaşıyorsak bu filmin daha fazla yerde duyulması lazımdı. Cantona'nın anıları ile iki Eric'in konuşmaları filmin seyir zevkini o kadar arttırıyor ki, Cantona'ya bir kez daha hayran kalıyorsunuz.6. Agora: Alejandro Amenabar'ın, İskenderiyeli Hypatia'nın öyküsünü anlattığı muazzam bir dram. Din savaşlarının arasında kalmış Roma'nın durumunu ve Hypatia'nın öğretilerini izlemek büyük bir keyifti. Yapılan vahşeti izlerken midenizin sağlam olması gerekiyor.7. The Secret in Their Eyes: Arjantinli yönetmen Juan José Campanella'nın en iyi yabancı film Oscar'ını kazanmış filmi, ülkemizde yeterli etkiyi bırakmadı. Özellikle müthiş açılış sahnesi ile hafızalara kazınan film, sessiz sedasız geçip giden bir yapım. Aynı Oscar töreninde ödül alan birçok Hollywood filminden çok daha başarılı bir film. Kesinlikle izlenmesi gerekiyor.8. Copie Conforme: Abbas Kiyarüstemi'nin (Kiarostami) ilk yurtdışı filmi "Aslı Gibidir". İran sinemasının en usta isimlerinden olan yönetmenin Julliette Binoche'lu kadroyla yaptığı müthiş bir film. Kiarostami'nin kendi yazdığı senaryonun ne kadar evrensel, diyalogların ne kadar müthiş, ne kadar hayatın içinden olduğunu kesinlikle izlemeniz gerek. Ayrıca fotoğraf portresi gibi çekimleri ile de teknik bilginin sınırlarını zorluyor yönetmen.9. Monsters: Küçücük bir bütçe ile bir uzaylı filmi çekmeye çalışmak için konunun arkaplanının ne kadar sağlam olması gerektiğini bizlere kanıtlayan mütevazı bir yapım Monsters. Altmetninde birçok dünyevi soruna parmak basan bu yol filmi, konusu ile kendisine bağladığı gibi 2 başrolün oyunculuğu ile de sinema sevgisi aşılıyor. Yılın en dikkat edilmesi gereken filmlerinden kesinlikle. 10. Four Lions: İngiliz cihadçıların öyküsü. Absürd bir konu, soyut hayaller, etkileyici bir dram ve komedi. Chris Morris'in ilk sinema filmi, dikkat edilmesi gereken bir İngiliz yapımı.Ekstra - The Stoning of Soraya M.: Çoğu film belki de bu kadar rahatsızlık vermez ama Soraya'nın bu öyküsü gerçekten dikkate değerdi. Daha fazla izlenmeliydi.Gelelim yılın en iddialı 10 filmine:10. Shutter Island: Scorsese, Di Caprio işbirliğinden kötü bir şey çıkmaz. Oldukça gerilimli ve başarılı bir filmdi. Yılın en dikkat çekici yapımlarındandı.9. The Book of Eli: Post-apokaliptik zamanları anlatan filmleri seviyorsanız The Book of Eli hoşunuza gidecektir. Durgun yapısı ile biraz sıkıcı olsa da hazırlanmış sahneler ile o dünyanın içine girmenizi sağlıyor. 2009 yapımı The Road da bu türde izlenesi filmlerdendir. The Book of Eli'ın deplasesi The Road'dır.8. Kick-Ass: Çizgi roman uyarlaması, feci geyik, biraz vahşi, bolca eğlenceli bir film. Yılın en eğlenceli filmlerinden birisi. Ayrıca eğlenceli filmlerden söz açılmışken Kick-Ass deplaseleri ise Macheté ve Red'dir. 7. Sherlock Holmes: Guy Ritchie'nin yönetmenliğini üstlendiği kanlı canlı başarılı bir Holmes uyarlamasıdır. Çok eğlenceli, baş döndürücü özellikli, Robert Downey Jr.'lı kadroya sahip bir maceralıktır.6. The Social Network: David Fincher tarafından hayal kırıklığına uğradık. Böyle bir filmi yönetmesini beklemezdik. Daha güzel konulu bir filmi yönetmesini isterdik. Ama hakkını verelim yine de: The Social Network yılın en güzel yapımlarından biri.5. How To Train Your Dragon: Yılın en başarılı animasyonu. Kesinlikle çok eğlenceli. Toy Story'den daha çok beğendim. Deplasesi ise Despicable Me'dir.4. The Town: Ben Affleck'in ikinci yönetmenlik deneyimi. Çok başarılı bir film. Orta karar bir oyuncudan başarılı bir yönetmene evrimini anlayabilmeniz için ilk filmi Gone Baby Gone ile izlemelisiniz Ben Affleck'in bu yeni filmini.3. Scott Pilgrim vs. The World: Saçma sapan bir film. Ancak çok eğlenceli. Donuk bakışlar, güzel sahneler, müthiş efektler, güzel müzikler ve konunun işlenişi açısından övgüleri kesinlikle hakediyor.2. Inception: Christopher Nolan'ın medarı iftaharı. Tüm filmlerini izleyip en iyisi hangisi diye sorulsa önce bi ayağa kalkılıp saygı duruşunda durulup ardından "HEPSİ!" diye bağırılacak yönetmen. Ancak Inception'ın hakkını vermemiz gerekiyor. İnanılmaz bir film, eksileri de vardı ancak konu özgünlüğü ile müthiş bir aksiyon filmi.1. Black Swan: Yılın en iyi filmi. Henüz gösterime girmedi ancak izleyince herkes hak verecektir. Kusursuz bir film.Bir de 2010 yapımı olmalarına rağmen izlenemeyen ve bu yüzden listelere giremeyen ancak izlenmesi şart olan filmler var ki onları da yazmadan geçemeyeceğim: Black Swan ilk sırada geliyor herkesin izlemesi gerek bu filmi. Ardından Danny Boyle'un 127 Hours'ı geliyor. Ve diğerleri şöyle: The King's Speech, Biutiful, The Fighter ve liste böyle uzayıp gidiyor. 2011 yılı içerisinde bu filmleri nihayet göreceğiz sinemalarda.Yerli filmlerde ise ilk 3 film sıralaması şöyle oluşuyor: 3. Av Mevsimi: Yavuz Turgul'un uzun bir aranın ardından geri dönüş yaptığı başarılı bir film Av Mevsimi. Şener Şen yine kadroda ve ona eşlik eden isimler ise Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Melisa Sözen ve Okan Yalabık.2. Çoğunluk: Antalya'da Altın Portakal'ı alan Seren Yüce, ilk filmi ile bu ödüle ulaşmayı başarıyor. Türk toplum yapısı ile ilgili bir konuyu sinemaya aktaran yönetmen, gözümüzün önünde olan ancak görmeyi reddettiğimiz şeyleri bizlere hatırlatıyor.1. Bal: Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf üçlemesinin son filmi Bal. Türkiye'nin Oscar aday adayı olan film, aynı zamanda Berlin'de Altın Ayı ödülünü de aldı. Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf Üçlemesi kesinlikle izlenmesi gereken Türk yapımlarından.Sizlerin de 2010 yılı sineması hakkında eklemek istedikleri var ise yorumlarda görüşlerinizi belirtebilirsiniz. 2011'in her anlamda güzel geçmesi dileğiyle.
Aronofsyk'nin Kuğu Gölü
03.01.2011

Aronofsyk'nin Kuğu Gölü

Bir baleyi sinemaya uyarlamak kolay bir iş değildir. Bir tiyatroyu bile sahneye uyarlamak kolay değildir. Çünkü senaryonun çok daha mesajlar içerebilecek ve çarpıcı olması gerekir. Oyunculukların tıpkı tiyatrodaki gibi dikkat çekici, sahne tasarımının gerçekçi olması gerekir. Tüm bunlar gerçekleşmezse vasatı aşmayan bir film ortaya çıkar ve onca emek boşa gider. İşte Darren Aronofsky tüm bu şartları ve çok daha fazlasını yerine getirmiş yeni filminde. Yılın kesinlikle en başarılı filmi Black Swan.
Tron Efsanesi'nin Türkiye sitesi açıldı!
28.12.2010

Tron Efsanesi'nin Türkiye sitesi açıldı!

28 Ocak 2011’de seçkin sinemalarda vizyona girecek olan Tron Efsanesi filminin özel web sitesi açıldı. Fragmanından da anlaşılacağı gibi Tron Efsanesi ile daha önce beyaz perdede benzeri görülmemiş 3 boyutlu bir dünyada geçen teknoloji dolu maceraya tanık olacaksınız.Kevin Flynn'in (JEFF BRIDGES) 27 yaşındaki teknoloji meraklısı oğlu Sam Flynn (GARRETT HEDLUND), babasının kayboluşunu araştırmaktadır ve kendini, babasının 25 yıldır yaşamakta olduğu acımasız program ve savaş oyunları dünyasında bulur. Kevin'in sadık sırdaşı (OLIVIA WILDE) ile birlikte, baba ve oğul, çok daha gelişen ve tehlikeli bir hal alan görsel açıdan çok çarpıcı bir siber evrende ölüm kalım yolculuğuna çıkar.Tron Efsanesi filmini aynı zamanda Facebook’tan takip edebilirsiniz. http://www.facebook.com/TronTurkiye
Kukuriku. Kadın Krallığı 31 Aralık'ta vizyona giriyor.
28.12.2010

Kukuriku. Kadın Krallığı 31 Aralık'ta vizyona giriyor.

Adem ile Havva’dan bu yana uğruna kavgalar edilen, destanlara, edebiyatın unutulmaz yapıtlarına konu olan, sinemada her türlüsü işlenen KADIN-ERKEK ve aralarındaki iktidar savaşı, Kukuriku: Kadın Krallığı’nın ana temasını oluşturuyor. Bu savaş bazen komik, bazen traji-komik, bazen de trajik sonuçlar doğurmuştur ve KUKURİKU: KADIN KRALLIĞI bunların hepsini içeriyor.Film, büyüleyici güzelliği ile bir doğa harikası olan BOLU’nun GÖYNÜK ilçesinde çekildi. Senaryo yazım aşamasından bugüne dek tam 1 yıl geçti ve çekimler Temmuz ayının ilk haftasında başlayıp, 10 Ağustos’ta sona erdi. Filmin gösterim tarihi 31 ARALIK 2010. Filmin toplam maliyeti 2 milyon 225 bin TL .FİLM İÇİN• Film için kurulan set 45 bin metrekarelik bir alanı kapsıyor. 35 bin metrekare alan peyzaj çalışması ile yeşillendirildi yada çiçeklendirildi.• 7 adet Yel değirmeni inşa edildi. 5 adedi elden geçirilip filme hazır hale getirilirken 2 adedi temelde inşa edildi.• Yeldeğirmenleri, içi ev olarak kullanılacağından dokuya uygun dekore edildi• 3 Tır dolusu kereste kullanıldı.
Amenabar'ın Hypatia'sı...
27.12.2010

Amenabar'ın Hypatia'sı...

İskenderiye şehrini bilmeyen insan yoktur. Dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Büyük Kütüphanesi'yi barındıran antik roma kenti. Peki Hpatia'yı bilen var mı? Dünyanın belki de ilk kanıtlanmış bilim kadını olan İskenderiyeli Hypatia? Alejandro Amenabar'ın Agora filmi, İskenderiye'yi, Hypatia'yı, ama çokça da dini zulümleri anlatıyor. Yer belli, kahraman belli, konu belli. Öncelikle söylemem gerekir ki film, insanın içini yakan sahneler içeriyor. Bu sahneler belki Sea Inside gibi öznel değil ancak kesinlikle can yakıyor. İnsanların hunharca katledilmesi canınızı yakıyorsa Amenabar'ın feryadına, Hypatia'nın feryadına ve belki de tanrının feryadına siz de kulak verebilirsiniz.
Yılın Son Sinema Buluşması: Randevu İstanbul
22.12.2010

Yılın Son Sinema Buluşması: Randevu İstanbul

Yılın son sinema buluşması “Randevu İstanbul” kendi alanlarında birçok başarılıişe imza atmış Cansel Elçin, Fehmi Yaşar, Prof. Dr. İlber Ortaylı, İlksen Başarır, Kenan Işık, Mert Fırat, Murat Şeker, Ömür Gedik, Reis Çelik, Sırrı Süreyya Önder, Yüksel Aksu gibi isimlerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 40 kişiden oluşan düzenleme kurulunun fikirleriyle daha genç ve dinamik bir festival olarak takipçileriyle buluşacak.Cannes, Berlin, Toronto gibi dünyanın en önemli festivallerinden ödüllerledönmüş, seyircinin büyük beğenisini kazanmış filmlerin yanı sıra “Randevuİstanbul” bu yıl da bizi başka yerde görme imkânı bulamayacağımız bağımsızyapımlar, belgeseller ile yıllardır takipçisi olduğumuz yönetmenlerin son filmleri ilebuluşturuyor.Şimdiden Oscar adaylıklarına kesin gözle bakılan büyük stüdyo filmlerininyanı sıra ülkelerini “En İyi Yabancı Film Oscar Adayı” olarak temsil edecek yapımların da yer aldığı festivalde öğrenci bileti 4 TL, tam bilet ise 5 TL gibi sembolik fiyatlarla satılıyor olacak. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen “Randevu İstanbul”un film programı Aralık’ın ikinci haftasında açıklanacak ve biletleri satışa sunulacaktır.Mangolyalı yönetmen Wuershan’ın Toronto Film Festivali’nde görücüye çıkanilk filmi “The Butcher, the Chef, and the Swordsman”, gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanan ve Oscar’ın en iddialı filmlerinden biri olarak değerlendirilen David O. Russell imzalı “Fighter”, Cannes Film Festivali’nde gösterilen, Sundance’te yarışmaya değer bulunan ve geçtiğimiz günlerde Chriysler Film Project’te ‘En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan Derek Cainfrance filmi “Blue Valentine”, başrolünde Altın Küre ve BAFTA ödülleri adayı Andy Serkis yer aldığı Altın Ayı ödüllü ünlü yönetmen Mat Whitecross’un son filmi “Sex & Drugs & Rock & Roll”un ve ”, Nicholas Cage, Ron Perlman ve Christopher Lee’yi bir araya getiren Peter Goddard imzası taşıyan “Season of the Witch”in yanı sıra “Randevu İstanbul”un dikkate değer diğer bir filmi ise Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde seyirciyle buluşan ve Macaristan’ın Oscar adayı olarak seçilen “Bibliotheque Pascal”…Ülkemizde vizyon görme şansı olmayan filmlerden oluşan bu renkli film programını izlemek için sinemaseverlerin buluşma adresi Fransız Kültür Merkezi,Cinebonus Maçka G-Mall ve Beyoğlu Cinemajestic Sinemaları olacak.
Javier Bardem'den Biutiful
21.12.2010

Javier Bardem'den Biutiful

KONUSU:Barcelona’da geçen hikayede, Javier Bardem, Uxbal adında kanuna aykırı işleri yüzünden başı polisle derde giren bir adamı canlandırıyor. Biutiful, zorunlu olarak yaptığı yasadışı işlerle para kazanmaya çalışan sorunlu ama sadık ve duyarlı bir babanın hikayesi. Bu filmde, baba olmayı, sevgiyi, ruhsallığı, suçu, pişmanlığı ve ölümlülüğü, Barcelona'nın tehlikeli yer altı dünyasında dengelemeye çalışan Uxbal'ın hikayesini izleyeceksiniz. Parasını kazanmak için hiçbir kural tanımıyor, çocukları için yaptığı fedakarlıklarda ise hiçbir sınır tanımıyor. Aynen hayatın kendisi gibi bu hikaye de başladığı yerde bitiyor.
AFI, 2010'un En İyilerini Açıkladı!
20.12.2010

AFI, 2010'un En İyilerini Açıkladı!

Amerikan Film Endüstrisi AFI, her yıl olduğu gibi bu yıl da yılın en dikkat çeken 10 filmi ve TV dizisi listesini yayınladı. Ülkemizde sadece birkaçının gösterime girdiği en iyi filmler listesinde en dikkat çekici film ise Türkiye'de gösterime gireceği belli olmayan The Fighter filmi.İşte AFI'nin 2010 yılı en iyi 10 filmi listesi:Black SwanYönetmen: Darren AronofskyOyuncular: Natalie Portman, Mila Kunis, Vincent CasselThe FighterYönetmen: David O. RusselOyuncular: Mark Wahlberg, Christian Bale, Amy AdamsInceptionYönetmen: Christopher NolanOyuncular: Leonardo Di Caprio, Joseph Gordon-Levitt, Ellen Page, Marion Cottilard127 HoursYönetmen: Danny BoyleOyuncular: James Franco, Kate Mara, The Social NetworkYönetmen: David FincherOyuncular: Jesse Eisenberg, Rooney Mara, Bryan BarterThe TownYönetmen: Ben AffleckOyuncular: Ben Affleck, Jeremy Renner, Rebecca Hall, Jon HammToy Story 3True GritYönetmen: Coen KardeşlerOyuncular: Jeff Bridges, Hailee Steinfeld, Matt Damon, Josh BrolinWinter's BoneYönetmen: Debra GranikOyuncular: Jennifer Lawrence, Isaiah Stone, Ashlee ThompsonThe Kids Are All RightYönetmen: Lisa CholodenkoOyuncular: Julianne Moore, Annette Bening, Mark RuffaloIFA'nın 2010 yılı en iyi 10 dizisi ise şöyle:Boardwalk EmpireBreaking BadGleeMad MenThe Pacific30 RockThe Walking DeadThe Big CTemple GrandinModern Family
68. Golden Globe adayları belirlendi!
20.12.2010

68. Golden Globe adayları belirlendi!

Akademi Ödülleri'nin en büyük yol göstericisi olarak tanımlanan Golden Globe'da bu yıl en dikkat çekici aday ise 7 dalda birden aday gösterilen Tom Hooper filmi, The King's Speech. Bu filmi 6 dalda adaylık ile David Fincher'ın The Social Network'ü ve David O. Russell'ın The Fighter'ı takip ederken The Tourist ve Alice in Wonderland de aday gösterilmesi süpriz sayılan filmlerden. Ayrıca Christopher Nolan'ın Inception'ı ile 4 dalda aday olduğu görülen ödül töreninde TV dizileri için belirlenen kategorilerde de adaylar açıklandı.
Hızlı ve Öfkeli 5 Geliyor!
15.12.2010

Hızlı ve Öfkeli 5 Geliyor!

Fast & Furious serisinin yeni filmi aynı ismi taşımayacak ancak kadroya katılan yeni oyuncu ile dikkat çekmeye devam edecek gibi görünüyor. Fast Five ismi ile gösterime girecek olan yeni filmin çekimlerine başlandı ve ilk fragman da yayınlandı. Kadrosunda Vin Diesel, Paul Walker, Jordana Brewster ve Tyrese Gibson gibi serinin gediklilerini barındıran film bir ilave oyuncu ile daha da güçlü hale geldi. Rock olarak bilinen Dwayne Johnson kadroya dahil oldu ve çekimlerin ilk günlerinde de setten bir fotoğrafta da boy gösterdi. Vin Diesel ile bir kapışma sahnesinde çekilen fotoğraf, setten gelen ilk fotoğraf.29 Nisan 2011 yılında ABD'de gösterime girmesi planlanan Fast Five'ın yönetmenliğini ise Tokyo Drift'i ve 2009 yapımı Fast & Furious'u da yöneten Justin Lin üstleniyor.Fragmanı buradan izleyebilirsiniz.