Milyoner: Duygu Aforozu; Köpekler ve Para . Sokak
27.02.2009

Milyoner: Duygu Aforozu; Köpekler ve Para . Sokak

Kenar Mahalle : Şehrin merkezinden uzak ve çoğu kültürsüz , görgüsüz ve fakir halkın oturduğu semt , kenar semt. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nün 2005 baskısı , İngilizce’deki “slum” kelimesinin karşılığı olan “kenar mahalle” nin anlamını yukarıdaki şekilde veriyor. Danny Boyle’un filmi de mevzuumuzla yakından alakalı olan kenar mahallelerin birinde yaşayan bir “köpek”! in milyoner olma serüvenini anlatıyor. Yaşadığımız zamanda insanların birbirlerini tamamıyla maddi sınıflandırma ile değerlendirdiğini göz önüne alırsak “köpek” kelimesinin duruşunu da az çok anlarız. Anlam çözümlemesine geçmeden önce kesinlikle atlamadan geçmemem gereken bir husus var. ”Slumdog Millionaire” konusu ne kadar sıra dışı olsa da gayet klasik bir başarı hikâyesi. Çok güzel , kaliteli , içten bir yapım ve fakat sekiz Oscar alacak kadar abartılacak bir film değil. Aslında filmin duruşu ile Oscar’ın duruşunu karşılaştırarak varıyorum bu yargıya. Ödülsüz kalmanın daha çok yakışacağı bir film(di) “Slumdog Millionaire”… //// Bilgin der ki : “ … hayatınızda hayale yer olsun , elzem duygulara ve bunları yansıtma imkanınız olduğu bir aynaya…” . Aynaların paramparça olduğu bir yer . Kirli ve görgüsüz çocuklar. Her şeye rağmen çocuklar. Yarışmada büyük ödüle uzanan Cemal Malik’in olanaksız olarak ithaf edilen başarısı. Kirli bir travma ve zorluğun , emekletmeye mahkum eden tiz sesleri. Çocuğun annesini kaybetmesi. Bir daha hiç bulamayacağını bildiği halde kaybetmesi. Kaybetmeye mahkum edilmesi. Tanrı:bir elinde yay.Tanrılar… Cemal Malik , kenar mahalle köpeğidir.Zaten milyoner olmayı da istememektedir. Çocuğun aşık olması : yağmurun zulüm gibi yağdığı bir gece . “LATİKA” Cemal Malik , yaşadığı ülkenin standart ! hayatındaki hiçbir mefhuma alışık değildir. Parıltısız dünyadır karşısındaki , çoğu kez sert ve zalim. Çocuğun, iyilik pazarlayan kötü niyetlilerle mücadele etmesi. Dilencilikten kaçması, Latika’dan zorla uzaklaşması, büyümeler, abinin ihaneti, Latika, girdaplar, pariteler. Amerikan insanını gereksiz şekilde övmeye kalkışan yönetmenin kifayetsizliği, anlamsızlığı. Gülersiniz ya da gülmezsiniz acı çekiyorum. Param olsa da kendimi kötü hissediyorum, olmasa da. Latika: altı harf DEĞİL. Cemal Malik’in alınyazısı. Kader… Aşkın dili tektir .Aşk , kişiden kişiye değişmez. Aşk: üç harf DEĞİL. //// “Milyoner” isminden daha çok “Sokak Köpeği” ismini yakıştırdığım bu film, fazlasıyla izlenmeye layık. Fakat kesinlikle Oscar’da sekiz dalda ödüle kavuştuğu için değil. Aksine; ödülün, kırmızı halıdakilerin, kırmızı halının çok çok dışında kaldığı için. Sınıflar arası o uçsuz farkı anlatan ve ödülsüzlüğe hayli yakışan bir film(di): Slumdog Millionaire. Sözü, acının kutsallığını etkileyici bir biçimde dile getiren şair Alper Gencer’in dizelerine emanet ediyorum. “senin ne güzel kamburun var onu al yanına” Vesselam…
Yıldız Kısa Film Festivali 6. Yılında!
26.02.2009

Yıldız Kısa Film Festivali 6. Yılında!

Yıldız Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü tarafından düzenlenen, kısa film severlerin merakla beklediği “Yıldız Kısa Film Festivali”, 13 - 17 Nisan 2009 tarihleri arasında 6. kez izleyicisiyle buluşuyor. Katılımcılara, üretkenliklerini paylaşabilecekleri bir platform sunan festival, bu sene de sesini yükselterek duyurmaya devam ediyor. Bu yıl ilk olarak uluslararası alanda da kendini gösterecek olan festivale kısa film severler kurmaca, canlandırma, belgesel ve deneysel dalda ürettikleri eserleri ile katılabilecekler. Yarışmaya son katılım tarihi 13 Mart 2009. Katılan eserler festivalin bu yılki seçkin jüri üyeleri; Yeşim Ustaoğlu (Yönetmen), Meral Okay (Senarist), Engin Öztürk (Kurgu), Gökhan Atılmış (Görüntü Yönetmeni), Naz Erayda (Sanat Yönetmeni), Kerem Kurdoğlu (Animasyon), Yetkin Dikinciler (Oyuncu) ve Atilla Dorsay (Sinema Eleştirmeni) tarafından değerlendirilecek. Festival süresince gerçekleştirilecek etkinlikler ise şöyle; Kısa Film Yarışması: Festival kapsamında düzenlenecek yarışma bölümüne ulusal çapta tüm öğrenciler katılabilecekler. Yarışmaya katılan filmler, YTÜ Sinema Kulübü danışmanı Uğur Kutay başkanlığında, YTÜ Sinema Kulübü Yönetim Kurulu ve üyelerinden oluşan ön jüri tarafından değerlendirilecek. Ön jüri değerlendirmesinden geçen filmler arasından kurmaca, canlandırma ve deneysel dallarda ilk üçe giren filmler, esas jüri tarafından belirlenecek. Esas jürinin belirlediği her dalda en iyi üç film ve özel ödül olmak üzere toplam on film, gala gecesinde ödüllendirilecek. Bu yıl DFA, özel ödül olarak 4000 TL değerindeki DFA çekini ön elemeyi geçen filmler arasından en yaratıcı seçtiği filme verecek. Gala Gecesi (Kokteyl ve Ödül Töreni): 13.04.2009 tarihinde YTÜ Yıldız Kampüsü’nde düzenlenecek geceye sinema ve medya dünyasından seçkin konuklar ve festivalde gösterilecek filmlerin sahipleri katılacak. Kısa Film Gösterimleri: Festivale kabul edilen tüm filmlerin gösterimi yapılacak. Gösterimler YTÜ Yıldız Kampüsü içerisinde, diğer tüm etkinlikler gibi ücretsiz olarak izlenebilecek.    Özel Gösterimler: Festivale yollanan kısa filmlerden oluşturulan seçkinin yanı sıra, sinema tarihinden ve uluslararası festivallerde yayınlanmış nitelikli kısa filmlerden örnekler de festival izleyicisine sunulacak. Paneller, Söyleşiler ve Atölyeler: Festival kapsamında sinema dünyasından seçkin konukların katılımıyla sinema ve kısa film üzerine, panel ve söyleşiler düzenlenecek. Ayrıca festival süresince düzenlenecek atölye çalışmalarında, kısa filmin kamera arkası hakkında bilgi paylaşımı gerçekleştirilecek. Festival ile ilgili gelişmeleri takip etmek ve ayrıntılı bilgi edinmek için: www.yildizkisafilm.org
Oscar Gecesinden Akılda Kalanlar
25.02.2009

Oscar Gecesinden Akılda Kalanlar

Bir Oscar töreni daha geride kaldı. Basına sızdığı iddia edilen sonuçlarıyla, kırmızı halıda “kim şık, kim rüküş” yorumlarıyla ve hatta Mickey Rourke'un tekrar doğuşu iddialarıyla her zamanki ışıltısını gösterip, hoşçakal dedi akademi üyeleri. Amerika'da tüm şiddetiyle devam eden ekonomik kriz yüzünden sönük geçer mi kaygılarının egemen olmasına rağmen, Oscar gecesi her zamanki gibi görkemli ve eğlenceli anlara sahne oldu. Gelelim geceden akılda kalanlara:   Kate Winslet'ın “en iyi kadın oyuncu” ödülünü aldıktan sonra yaptığı ağlak ve heyecanlı konuşma, uzun süre daha tartışılacağa benziyor. Birçok yabancı gazete şimdiden "Kate filminde daha iyi iş çıkarmıştı" şeklinde başlıklar atmaya başladı.   “En iyi erkek oyuncu” dalında ödülü kapan Sean Penn'in eşcinsel haklarıyla ilgili yaptığı konuşma uzun uzun alkışlanırken, belki de seyircilerin aklında aynı şey vardı. Acaba eşcinsellikle ilgili tabu ve önyargılar bu tarz filmler yoluyla engellenebilir miydi?   Gecenin belki de en tartışmalı galibi “Slumdog Millionare” filmi oldu. Film ekibinin çocuk oyuncuları sömürdüğü ve Hindistan'daki sefaleti anlatırken samimi olmadığı iddiaları etrafta dolaşırken, David Fincher'ın çoktandır alması gereken “en iyi yönetmen” ödülünün bir başka bahara kalması birçok sinemaseveri üzdü.   Heath Ledger'in “en iyi yardımcı erkek oyuncu” ödülünü aldığının açıklanmasıyla kadınlı erkekli tüm Holywood yıldızlarının salya sümük ağlaması ise gecenin en hüzünlü anıydı belki de.   Gecede sunuculuk yapan Hugh Jackman ise çılgınca dans edip şarkılar söyleyerek herkesi şaşırttı. Genelde sert erkek rolleri ile hafızalarda yer edinen Jackman, izleyenleri kendisine hayran bırakırken, biz Türk izleyiciler ise sinirlenerek aynı soruyu soruyorduk. Sahi, her fırsatta “ben gay oynamam, rolüm için kilo almam, saçımı kazıtmam,onu yapmam bunu yapmam” diyen sözüm ona Türk starları ödül törenini izlerken acaba utanıyorlar mıydı?   Gecenin en sürpriz ödülü ise “en iyi yabancı film” dalında iddialı yapım “Beşir’le Wals”i geride bırakarak Oscar'ı kucaklayan  Japon yapımı “Departures” oldu.   Seneye yine görüşmek üzere altın heykelcik...
Sinema Yazarları ‘Sonbahar’ı Seçti
24.02.2009

Sinema Yazarları ‘Sonbahar’ı Seçti

22 Şubat Pazar akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılan 41. Siyad Sinema Yazarları Ödülleri Töreni’nde, Özcan Alper’in yönettiği “Sonbahar”, “En İyi Film”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Senaryo” ve “En İyi Görüntü Yönetmeni” olmak üzere toplam dört dalda ödüle layık görüldü. Sinema dünyasının önemli  isimlerinin katıldığı gecede, Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği "Üç Maymun" ise “En İyi Yönetmen”, “En İyi Kadın Oyuncu”, “En İyi Kurgu” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerini kazandı. İşte sinema yazarlarının ödüle layık bulduğu filmler ve sanatçılar En İyi Film: Sonbahar (Yönetmen: Özcan Alper)
81. Oscar Ödülleri
23.02.2009

81. Oscar Ödülleri

Los Angeles Kodak Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle sahiplerini bulan 81. Oscar Ödülleri gecesinde sonuçlar şaşırtmadı. “En iyi film” ve “en iyi yönetmen” dahil olmak üzere 8 dalda ödül kazanan “Slumdog Millionaire”, 81. Oscar Ödülleri gecesine damgasını vurdu. Gecede “en iyi erkek oyuncu” ödülü, “Milk” filminde, suikast sonucu öldürülen eşcinsel politikacı Harvey Milk’i canlandıran Sean Penn’in olurken; “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne “The Reader”daki performansıyla Kate Winslet layık görüldü. “En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında, “Kara Şövalye” filmindeki performansıyla ödüle layık görülen, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz ünlü oyuncu Heath Ledger’ın ödülünü annesi, babası ve kız kardeşi aldı. İşte kazananların tam listesi En İyi Film: Milyoner (Slumdog Millionaire)
Yeşilçam Ödül Töreni 3 Mart'ta
20.02.2009

Yeşilçam Ödül Töreni 3 Mart'ta

Bu yıl 3 Mart’ta ikinci kez sahiplerini bulacak olan ve Türkiye’nin Oscar’ları olarak anılan “Yeşilçam Ödül Töreni”ni Halit Ergenç sunacak. Geçtiğimiz sene “Türk Filmleri Yarışıyor, Türk Sineması Kazanıyor” sloganıyla yola çıkan ödül töreninde bu yıl en iyi film kategorisinde “Üç Maymun”, “Sonbahar”, “Issız Adam”, “Devrim Arabaları” ve “A.R.O.G”; en iyi kadın oyuncu kategorisinde Hatice Aslan (Üç Maymun), Nurgül Yeşilçay (Vicdan), Demet Akbağ (O... Çocukları), Ayça Damgacı (Gitmek) ve Melis Birkan (Issız Adam); en iyi erkek oyuncu kategorisinde ise Onur Saylak (Sonbahar), Yavuz Bingöl (Üç Maymun), Cem Yılmaz (AROG), Çetin Tekindor (Ulak) ve Taner Birsel (Devrim Arabaları) yarışıyor. “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Senaryo”, “En İyi Görüntü Yönetmeni”, “En İyi Müzik”, “En İyi Kadın Oyuncu”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”, “Genç Yetenek” ve “Turkcell İlk Film” kategorilerinde verilecek Yeşilçam ödül heykelciklerinin yanı sıra, “En İyi Film” ödülünün sahibi 150 bin TL, “Turkcell İlk Film” ödülünün sahibi ise 30 bin TL’lik para ödülüyle desteklenecek.
Rotary Kısa Film Festivali Başlıyor
20.02.2009

Rotary Kısa Film Festivali Başlıyor

Sinemalar.com’un internet basın sponsorluğunu üstlendiği Rotary Kısa Film Festivali, 2430. Bölge Rotary Klüpleri tarafından genç sinemacıları motive etmek ve yeni heyecanlar oluşturmak amacıyla bu yıl ilk kez gerçekleştirilecek. Yaratıcı beyinleri, film ve film yapma sanatıyla biraraya getirerek, ülkeler arasındaki kardeşliği geliştirmeyi ve dünya barışına katkıda bulunmayı amaçlayan festival, 24 Şubat Salı günü başlıyor. 24- 27 Şubat 2009 tarihleri arasında Ankara Alman Kültür Merkezi’nde düzenlenecek festival, ücretsiz olarak izlenebilecek. 25 Şubat Çarşamba günü saat 16:00’da yönetmen Yücel Ünlü tarafından “Kısa Film”, 26 Şubat Perşembe günü saat 16:00’da yönetmen İsmail Güneş tarafından “Kısa Film Yönetimi” ve 27 Şubat Cuma günü Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu tarafından “Kısa Filmlerin Uluslararası Festivallere Katılımı” konulu çalıştaylar düzenlenecektir.. Her türlü bilgiye www.rofife.org adresinden ulaşabilir, sorularınızı rofife@gmail.com adresine yazabilirsiniz.
5 Maddede ‘The Spirit’
20.02.2009

5 Maddede ‘The Spirit’

1) 2005 tarihli “Sin City (Günah Şehri)” sayesinde yönetmen kimliğiyle tanıştığımız yazar-çizer Frank Miller’in yeni uyarlaması: The Spirit… Bu kez “Sin City” ve “300”de olduğu gibi kendi kitabından değil, Will Eisner’in 1940 tarihinde yarattığı kitabından yola çıkmış. Kitabı yazan Miller değil ancak senaryoya el atmış ve ortaya “Sin City”i anımsatacak bir film çıkmış. Son dönemde birçok çizgi romanı beyazperdede görüyoruz ancak çizgi roman karelerinin neredeyse birebir yansımalarını bu filmde görmek mümkün. Aynı durum “Sin City” için de geçerliydi. Hatta yer yer aynı filmi izliyormuş hissine de kapılmak mümkün. Görsellikleri çok güzel ancak birbirinden pek de bağımsız değil.Sanki birkaç değişiklikle “Sin City 2” olabilirmiş.  2) Filme adını da veren karakter “The Spirit”, aslında daha önce, kayıtlara göre ölmüş görünen eski polis memuru Denny Colt. Daha sonra bir şekilde bir güç tarafından hayata döndürülen Colt, ölmüş bilinmesinden faydalanarak yeni bir kimliğe bürünerek The Spirit olur ve Central City’i suçlulardan kurtaran, maskeli bir kahramana dönüşür. Bu tip filmlerde kahraman olan kişi genelde doğaüstü güçlere sahiptir ama Spirit’te durum farklı. Zira yaraları hemen iyileşse ve kurşunlardan etkilenmese de, bunun bir sebebi var ve ölümsüz değil. Eski hayatından ikinci hayatına nasıl geçtiği ve elindeki gücün sırrını film içerisinde öğreniyoruz zaten. Filmin kötüsü ise The Spirit’le “aslında aynı olduklarını savunan” Ahtapot (The Octopus). Artı kahramanımız ciddi bir kadın düşkünü. Bir dişi varlık karşısında hemen ekstra kibarlaşıp yelkenleri suya indirebiliyor. Öldüğünü sandığı bir sahnedeki “İnsanlar öldüğünde yaşadıkları gözünün önünden geçermiş ama benim tek gördüğüm kadınlardı” şeklindeki açıklaması da bunun işareti zaten.   3) ”The Spirit”in başrolünde yeni sayılabilecek bir isim, Gabriel Macht var. En popüler filmleri “Ben Sana Söylemiştim (Because I Said So)” ve “Çaylak (The Recruit)”  olarak sayılabilecek Macht’in ilk ciddi başrolü bu film. Yakışıklı, zaman zaman sıradan görünen hali (ki karakterde zaten güçler üstü bir varlık değil), kırmızı kravatı ve maskesinin altında parlayan mavi gözleriyle role yakışmış. Filmin en büyük artılarından biri ise şüphesiz “ahtapot” rolündeki Samuel L. Jackson. Birçok filmde iyi oyunculuğuna şahit olduğumuz aktör, bu filmde de parlamaya devam ediyor. Rolün üstüne bile çıkıyor hatta. Filmin kadınlarına gelince… Eva Mendes, “Sand Saref” rolü için biçilmiş kaftan gibi duruyor. Esmer güzelliği ve dişi ruhuyla canlandırdığı karakter çok iyi örtüşmüş. Filmde de parlak şeylere düşkün karakterine yakışır parlaklıkta görünüyor. Scarlett Johansson ise biraz daha kenarda kalmış. Ancak o da cool tavırları ile filmin iyilerinden.  4) Filmdeki, daha doğrusu kitaptaki “şehir” yaklaşımı enteresan. Zira The Spirit şehre, bir sevgiliye ya da bir anneye olan bağla bağlanmış durumda. Filmin açılışında da kapanışında da bunu dillendiriyor zaten. “En yalnız gecelerimde bile şehrim hep benim yanımdadır, beni hiç yalnız bırakmaz” derken, zaman zaman yalnızlığımızın suçunu tamamen yaşadığımız şehre atmamız geçti aklımdan. Herşey bir olaya baktığın yere bağlı aslında diye düşündürüyor. Bu arada filmde Batman, Robin ve Elektra gibi başka çizgi kahramanların da adının geçmesi sevimli olmuş.  5) “Sin City” ve “300”ü fazlasıyla sevenlerin dikkatini çekecek olan “The Spirit”, çok yeni bir şey anlatmayacak muhtemelen. Zira anlatılanları “Sin City”de görmüştük. Karanlık bir şehir, suçlular, gizemli kahramanlar... Aslında özleri aynı. Ancak yine de güzel bir seyirlik olduğunu söyleyebiliriz. (Zaten Miller’in Eisner’e bir saygı duruşu bu aslında.) İzlerken filme konsantrasyonunuzu kaybetmemeniz lazım. Zira diyaloglar arasında neredeyse hiç boşluk yok. Sürekli cümleler geçiyor önünüzden ve kaçırdığınız anda başka bir cümleyi okurken bulabilirsiniz kendinizi. Ayrıca film bittiğinde hemen salondan çıkmak yerine filmin finalinde Christina Aguilera tarafından seslendirilmiş “Falling In Love” şarkısını da sonuna kadar dinlemenizi öneririm. Son “James Bond” müziği keşke bu olsaymış diye düşünmedim değil.
Bir Alışverişkoliğin İtirafları: Bayan Alışverişin Gündüz Düşleri
20.02.2009

Bir Alışverişkoliğin İtirafları: Bayan Alışverişin Gündüz Düşleri

Rebecca, tek özelliği alışveriş yapmak olan genç bir kızdır. Kızcağız kredi kartlarıyla yatar, ünlü markaların yeni sezon mallarını düşleyerek uyanır. Tabi her buna benzeyen kız gibi, bir de takip ettiği moda dergisi vardır. En büyük mesleki hayali ise, bayıldığı bu dergide bir şekilde çalışmaktır. Lakin değil bu dergide çalışmak, kapısından içeri bile girememektedir. Ama Rebecca'nın karşısına bir fırsat  çıkar ve o yayın grubuna bağlı olan bir finans dergisinde çalışmaya başlar. Dergi için yapması gereken tek şey ucuza bolca alışveriş yapmanın sırlarını okuyucularına anlatmaktır. Acaba bir alışverişkolik olan Rebecca bunu başarabilecek midir? Amerika'da uzunca bir süre çok satanlar raflarını süsleyen bir kitabın uyarlaması olan "Bir Alışverişkoliğin İtirafları" şimdi de beyazperdede. Kitabının neden bu kadar ilgi çektiği bir muamma olan filmin kendisi de en az romanı kadar sıkıcı ve yavan. Başrol oyuncusunun bir moda ikonu olabilecek hiçbir pırıltısı ve ihtişamı yok. Üzerine geçirdiği onca pahalı markaya rağmen, tuhaf ve sıradan görünmeye devam ediyor. Komik ve sevimli görünse ona da ses etmeyeceğiz ama açıkcası romantik komedilerin olmazsa olmazı o sevimli yüze de sahip değil Rebacca. Dolayısıyla bir sıfır yenik başlıyor film seyirci karşısında. Tabi bir de filmin bize ne anlatmaya çalıştığıyla ilgili ciddi sıkıntılar var. Haddinden fazla alışveriş yapan bu kızı neredeyse mahvolmaya sürükleyen alışveriş tutkusuna gülmemiz gerekiyor. Aklı başında bir izleyicinin, bu hareketlere gülmesinin imkanı yok. Romantik komedilerin olmazsa olmazı yakışıklı ve zengin gencin ortaya çıkışıyla yeni bir finansör bulan Rebecca, tabi ki en sonunda daha az para harcamayı ve kredi kartlarının kötülüğünü öğreniyor. Ama bu yaşta bir genç kızın bütün bunları anlayabilmesi için böylesine saçma şeylerin yaşanması mı lazım, bunu seyircinin takdirine bırakıyorum. Bütün bunlara ek olarak uzunca bir süre film de, tıpkı Rebecca gibi tüketim ahlakıyla ilgili fikirlerinde oradan oraya savrulup duruyor. Bir yandan Rebecca'nın bu halini sempatik bulmamız sağlanırken, bir yandan da aşırı tüketimin ne kötü birşey olduğu gözümüze sokulup duruyor. Tabi biz seyircilere de, “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” demek düşüyor. ABD'de yeni bir “Bridget Jones” gişesi yaratır umuduyla sinemalarda boy gösteren "Bir Alısveriskoliğin İtirafları" maalesef halefinin fersah fersah gerisinde. Film ne güldürmeyi ne de mesaj vermeyi başarabiliyor.Ve pek tabi ki, sürpriz olmayan bir sekilde ekonomik krizin en şiddetli günlerini yaşayan Avrupa ve ABD halkı da gişede alışveriş hastası bir kızın güncesine sırt çevirdi. Tüm dünyada seyirci bazında çuvallayan bu yapımdan tüm romantik komedi severlerin uzak durmasını öneriyorum. Herkese iyi seyirler.
!f istanbul’dan Online Festival
18.02.2009

!f istanbul’dan Online Festival

!f İstanbul 8. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali bu yıl iki yeni online bölümüyle sinema salonlarından dışarı taşıyor. Festival www.ifistanbul.com adresinde, “Kendin Gör” başlığı altında; ekonomi, savaş ve çevre konusunda derlediği ufuk açıcı filmleri, internet üzerinden izleme imkanı sunuyor.   Festivale dair bir diğer yenilik ise festival organizatörlerinin, festival hazırlık süreci ve günlük gelişmeler hakkındaki izlenimlerini paylaştıkları !f Blog. (blog.ifistanbul.com).   Kendin Gör   Festivale yeni eklenen bu online bölüm, internette dolaşan serbest içerikli film, belgesel, animasyon ve projelerin derlemesinden oluşuyor. Bir yandan politik, isyankar ve bir o kadar da zihin açıcı konuları bir araya getirirken; diğer yandan da bilgi teknolojilerinin hızına ayak uydurup bir adım ötede duran, kimi açık-içerikli (open-content) kimi ise değindiği noktalar açısından artık insanlığa mal olması gereken projelerin ve filmlerin ulaşılabilirliğini !f izleyicilerinin dikkatine sunuyor. “Kendin Gör” üç başlık altında toplanıyor:
Recep İvedik 2 İlk Rekorunu Kırdı!
17.02.2009

Recep İvedik 2 İlk Rekorunu Kırdı!

Şahan Gökbakar’ın yarattığı ve fenomen haline gelen "Recep İvedik" serisinin ikinci filmi “Recep İvedik 2”, gösterime girdiği ilk hafta sonunda, iki günde 1.209.453 kişi tarafından izlenerek, tüm zamanlar hafta sonu seyirci rekorunu kırdı. Tüm zamanların en çok izlenen filmi olarak seyirci ve hasılat rekorunu elinde bulunduran, komedi filmi “Recep İvedik”in devam filmi ‘Recep İvedik 2’, 13 Şubat Cuma günü 390 kopya ile 750 salonda gösterime girdi. Yapımcılığını Faruk Aksoy’un üstlendiği  bu müthiş komedi filminde Şahan Gökbakar, yine izleyicisini kahkahaya boğuyor. Togan Gökbakar’ın yönetmen koltuğunda oturduğu filmin çekimlerinin tamamı İstanbul’da gerçekleştirildi,   Recep İvedik’in birbirinden komik olaylar yaşadığı şehir hayatının anlatıldığı filmde Şahan Gökbakar’ın babaannesi rolündeki Gülsen Özbakan da izleyicinin gönlünde taht kurdu.
Kısa Filmciler Ankara’da
16.02.2009

Kısa Filmciler Ankara’da

Sinemalar.com’un internet basın sponsorluğunu üstlendiği, bu yıl üçüncüsü yapılan “2.El Kısa Film Festivali” devam ediyor. 12- 22 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek festivale katılan kısa film severler; festival kapsamında düzenlenen söyleşi, sergi, workshop ve atölye çalışmalarını takip edebilecek ve elenmiş kısa filmleri Ankara’da izleme olanağı bulacaklar.   Yönetmenliğini Deniz Duygu Vural’ın üstlendiği, Güven Kıraç ve Fadik Sevin Atasoy’un oynadığı “Red255” adlı kısa filmin galası, yönetmen ve oyuncuların katılımıyla 21 Şubat Cumartesi günü saat 14.00’de Ankara-Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak.   Festival, 22 Şubat Pazar akşamı; Barış Bayraktar, Can Kılcıoğlu, Cem Özer, Deniz Duygu Vural, Derviş Zaim, Erkan Can, Fadik Sevin Atasoy, Gökçe Pehlivanoğlu, Güven Kıraç, Halim Ercan, Hüseyin Karabey, Mehmet Ali Arslan, Murat Asker, Nejat İşler, Nilüfer Açıkalın, Özcan Alper, Saadet Işıl Aksoy, Selim Demirdelen, Suzan Kardeş, Tan Tolga Demirci ve Zeki Demirkubuz gibi isimlerin katılacağı ödül töreni ile sona erecek.
Üç Yeni Film Vizyonda!
13.02.2009

Üç Yeni Film Vizyonda!

Bu hafta sinema seyircisi salonlarda 3 yeni film izleme şansı bulacak. Haftanın en dikkat çeken yapımı şüphesiz ilkiyle olay yaratan “Recep İvedik 2”. Böyle iddialı bir yapım gösterime girince haklı olarak film dağıtım şirketleri de bu hafta çok fazla dikkat çekecek yapımlara yer vermeyerek, ortalığın biraz sakinleşmesini beklemeyi tercih etti. “Recep İvedik 2”nin yanı sıra bir gerilim, bir de romantik komedi filmi izleyiciyi bekliyor.Kısa kısa filmlere değinirsek; Recep İvedik 2: Uzun süredir merakla beklenen bir yerli devam filmi. Hakkında olumlu ya da olumsuz birçok şey söylenebilir ancak nereye oynadığını çok iyi bilen bir film var ortada. Ninesinin isteğiyle iş bulmak, evlenmek ve saygınlık kazanmak gibi maddeleri yerine getirmeye çalışan “halk kahramanı” Recep’in sosyal hayata adapte çabalarını izliyoruz. “İzle, eğlen, unut” filmlerine iyi bir örnek.   Gelinlerin Savaşı (Bride Wars): İlle de romantik komedi filmi izlemek isteyenlerin dikkatini çekecek bir yapım. Anne Hathaway ve Kate Hudson gibi iki ismi bir araya getiren film, izleyiciye yeni hiçbir şey sunmuyor. Hatta her anını ve repliğini tahmin edebiliyorsunuz. Klişelerle dolu bu filmde çok yakın iki kız arkadaşın düğün tarihlerinin aynı güne denk gelmesiyle aralarında başlayan komik savaşı izliyoruz.   Sevgililer Günü Katliamı (My Bloody Valentine): Haftanın korku gerilim türüne ait filmi. Gerçi ne kadar korku ve gerilim denebilir bu tartışılır. Zira bir kazma yardımıyla havada uçuşan çeşitli organları ve bolca kanı görmek korku filmi yapmak için yeterli değil. Hele ki gençlerin sırayla öldüğü klişe dolu filmlerden birini izlemek daha korkutucu olabilir. Ancak üç boyutlu olması nedeniyle bir nebze mutlu ayrılabilirsiniz salondan, yeni bir deneyim olabilir. Eski bir katilin yeniden ortaya çıkıp katliamlarına devam etmesi sizin için cazipse izlenebilir.
5 Maddede ‘Recep İvedik 2’
12.02.2009

5 Maddede ‘Recep İvedik 2’

1)  Birincisi vizyona girdiğinde ilk başta herkesin yerden yere vurduğu ancak elde ettiği gerçek gişe rekoruyla da herkesi şaşırtan “Recep İvedik”in devam filmi vizyonda. İlkinin başarısından sonra devamının hatta devamlarının çekilmesi hiç de sürpriz olmayan filmin yönetmeni yine ilk filmdeki gibi Togan Gökbakar, başrolünde ise elbette Şahan Gökbakar var. Yönetmenin kendi çektiği 3. uzun metrajlı filminde, zamanında çekmiş olduğu kısa filmlerdeki sinemasal tat yerine ticari tatlar başrolde. Bu da “sanat filmi yapıp parasız olmaktansa, popüler bir film yapar köşeyi dönerim” mantığının en iyi örneklerinden biri olmuş aslında.