Dünyanın Merkezine Yolculuk: Verne’in Öngörüsünden Uzak Bir Deneme
11.09.2008

Dünyanın Merkezine Yolculuk: Verne’in Öngörüsünden Uzak Bir Deneme

Fransız bilim kurgu yazarı Jules Gabriel Verne’in tiyatro oyunlarıyla başladığı yazarlık serüveninde bir diğer ilgi çekici yanı da birçok icadı önceden tahmin ederek “bilim falcısı” olarak anılması. Bu yönü sebebiyle denizaltı, uzay yolculuğu, oksijen tüpü gibi onun zamanında olmayan birçok olayı öngörmüş bir isim olan Verne, tüm bunların dışında bize yabancı bir isim değil aslında. İnatçı Keraban adlı romanında Osmanlı İmparatorluğunu ve Türk İnsanını anlatmıştı. 1905’te öldüğünde arkasında yayınlanmamış 6 roman bırakan Verne, birçok kuşağı fantastik serüvenleri ile etkiledi.
Tatil Kitabı 12 Eylül’de Sinemalarda
10.09.2008

Tatil Kitabı 12 Eylül’de Sinemalarda

Seyfi Teoman ve Bulut Film’in ilk uzun metrajlı filmi Tatil Kitabı ,12 Eylül 2008 Cuma günü sinemaseverlerle buluşuyor. Tiglon’un dağıtımıyla 6 kopya ile vizyona girecek film öncelikle İstanbul’da, hemen ardından da İzmir, Ankara ve Anadolu’da yer alan diğer şehirlerde izleyicilerle buluşacak. Filmin yurtdışı galası Şubat ayında Berlin Film Festivali’nde, Türkiye galası ise Nisan ayında 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştirilmişti. İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarışma bölümünde ‘En İyi Türk Filmi’ ve Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği tarafından verilen FIPRESCI ödüllerini alan Tatil Kitabı, bugüne kadarki yurtdışı festival yolculuğunda İtalya’da Taormina Film Festivali, Slovakya’da Art Film Festivali ve Sırbistan’da Palic Avrupa Filmleri Festivali’nden ödüller kazandı. Son olarak, 21 Ağustos–1 Eylül tarihleri arasında düzenlenen Montreal Film Festivali’nde İlk Filmler Yarışması’nda Bronz Zenith Ödülü’ne layık görüldü. Yapımcılığını Bulut Film adına Yamaç Okur ve Nadir Öperli’nin üstlendiği filmin başrolünde, ünlü tiyatro ve sinema oyuncusu Taner Birsel yer alıyor. Birsel’e, Silifke’de yaşayan amatör iki isim Tayfun Günay ve Osman İnan ile yarı amatör oyuncular Harun Özüağ ve Ayten Tökün eşlik ediyor. Ayrıca, Rıza filmiyle de tanınan Rıza Akın da konuk oyuncu olarak filmde rol alıyor.
Kevin Costner ile Özel Bir Söyleşi
09.09.2008

Kevin Costner ile Özel Bir Söyleşi

Yönetmenliğini yapıp, başrolünde oynadığı “Dances With Wolves – Kurtlarla Dans” ile 1991 yılında, 'en iyi yönetmen' ve 'en iyi film' dalında Oscar kazanan Kevin Costner,  Whitney Houston ile kamera karşısına geçtiği “The Bodyguard” filmi ile ismini tüm dünyaya duyurmayı başarmıştı. Başarılı aktör, ondan öncesinde Sean Young ve Susan Sarandon gibi oyuncularla beraber kamera karşısına geçtiği “No Way Out” ve “Bull Durham” gibi filmlerde seksi başrol oyuncusu olarak isim yapmıştı. Kevin Costner’ın 12 Eylül’de gösterime girecek, kendi imkanlarıyla finanse ettiği yeni filmi “Swing Vote- Oyum Kime”, şansı hiç yaver gitmeyen, alkol ve ebeveynlik problemleri olan orta sınıftan bir adamın vereceği oyla yeni Amerikan Başkanı’nın kim olacağına karar verme noktasına gelişini anlatıyor. Bugünlerde Colorado’da ikinci karısı Christine Baumgartner ve 1 yaşındaki oğlu Caden ile beraber yaşadığı çiftlikte mutlu bir hayat süren ünlü oyuncunun aşk ve yaşam üzerine düşüncelerini samimiyetle ifade ettiği özel söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.   Bu filmde yapımcı olarak da görev yapıp çok miktarda paranızı koydunuz. Bir politik komediye yatırım yapmak, ticari açıdan risk değil mi? Filmlerdeki karakterler daima bizim seçtiğimiz arka planların önünde hareket ederler. Bu filmdeki arka planımız ülkenin politik sistemidir. Ancak özünde bir komedidir. Bu nedenle politik ortamı arka plana almakla birlikte aslında olgun bir adam ile ergenlik çağındaki küçük kızı arasındaki ilişkiyi anlatır. Küçük kızın babasından şikayetleri vardır. Onun sorumsuz yapısına öfke duyar. Kendisi için en küçük bir adım dahi atmadığına kızar. Ancak sonuçta ikisinin de birbirini sevdiğini hissedersiniz. Filmlerinizi kimin için yapıyorsunuz? Erkekler için film yapıyorum. Tüm erkeklerin ortak zeminini arıyorum. Aynı zamanda iyi  çizilmiş kadın rolleri olan filmlerin de arayışı içerisindeyim. Filmlerde kadınlar için yeteri kadar iyi yazılmış roller olmadığını hep duyarız. Bu benim filmlerim için geçerli değildir. “Swing Vote”, Kevin Costner’ın yakışıklılığın sergilendiği bir film değil… Egonuz buna dayanabildi mi? Yapmam gereken buydu diye düşünüyorum.Fizik güzelliğine ve yakışıklılığa yaslanmayan bir rol aldım ve öykü akışı boyunca sadece karakterin diğer özelliklerine odaklandım. Karım benim hala yakışıklı olduğumu düşünüyor. Sokağa çıktığım zaman birkaç bakışın bana çevrildiğini görüyorum. Belki ünlü olduğum içindir, belki de yakışıklı olduğum için… Bunu bilemiyorum. Aslında çok da umurumda değil… Eğer 18 yaşındaki kızları cezbetmeye çalışıyor olsaydım umurumda olurdu ama böyle bir düşüncem yok. Bu aralar yeniden baba olmanın korkusunu yaşadığınızı söylemiştiniz. Bu durum şimdi size enerji veriyor mu? Bir çocuk size enerji vermez. Şunu açıklıkla söyleyebilirim ki, çocuk sizin enerjinizi kullanır. Evet, bir ailem var ve ailemi seviyorum. Ancak yeniden baba olup çocuk büyütmenin zorluklarına  yeniden başlama fikri bana başlangıçta cazip gelmedi. Böyle birşeye ihtiyacım olmadığını düşündüm. Ancak derinlemesine düşününce karım için önemli olan birşeye benim de önem vermem gerektiği noktasına geldim. Eğer hayatınızda bir partneriniz varsa, onun için önemli olan birşeyin sizin için de önemli olması gerekir. Bu noktaya geldikten sonra kararlarım da netleşti. Şöyle düşündüm: “Eğer olmamı istediği gibi olamıyorsam bu kadından uzaklaşmalıyım. Eğer onunla kalacaksam da onun istediği şeyleri yapmalıyım.” Hepimizin hayatta seçimleri vardır. Ben de tercih yapmak durumunda kaldım. Tercihimi sevgiden yana kullandım. Belki pratik gelmeyebilir ama sevgiyi kaybetmek istemedim. Sözlerinize bakılırsa, kararınızdan pişmanlık duyuyorsunuz gibi… Bilemiyorum. “Ne yapmalıyım?” sorusunun yanıtını içeren bir kitap yok. Bir tarafta, “Bekar kal, mutlaka bekar kal…” diyenler var. Buna bir de, “Neden durup dururken evlenip kendi elini kolunu bağlıyorsun” diye koro halinde şarkı söyleyenleri eklersek insanın kafası karışıyor. Yeniden aşık olduğunuzu düşündünüz mü? Hepimizin bu şansı var. Aşk sürekli inip çıkan bir asansör gibidir. Gerçekleştiği anda kendine özgü gizemi vardır. Haftada birkaç defa aşık olan erkek arkadaşlarım var. Ancak aynı hızda sevgililerinden ayrıldıklarını görüyorum. Bu çok can sıkıcı birşey… Ayrıca kendi keyfimiz için başka bir insanı incitmek de sözkonusu… Christine ile tanışıncaya kadar aşkı gerçek anlamda yaşamamıştım. Çevremdeki ilişkilerden hep kavgalı dövüşlü örnekler gördüğüm için ciddi bir ilişkiye kalkışmamıştım. Bence eğer bir ilişkide “aşk” sözcüğünü kullanıyorsanız dikkatli olmalısınız. Çünkü aradan iki ay geçtikten sonra o kişiyi sevmiyorsunuz. Bir insanla ilişkiye girmek zor bir olay olduğu için “aşk” sözcüğünü kullanmamalısınız. Ancak kadınlar için bu tavır pek alışık oldukları birşey değildir. Çünkü onlar, “Ne zaman bana aşık olduğunu söyleyeceksin?” diye düşünerek bekliyorlar. Eğer “aşk” sözcüğünü kullanacaksanız bu duygunuz gerçek olmalı ve tam konsantre olmalısınız. Sonuçta aşk ilişkileri  ticari ilişkiler gibi değildir. Emin değilseniz söylememelisiniz. Herşeyin belli bir sebep sonucu oluştuğuna inananlardan mısınız? Sanırım ama tam emin değilim. Bunu anlayabildiğimi iddia edemem. Benim için hala bir gizemini koruyan bir konudur. Şu anda hayatımın tam anlamıyla mükemmel olduğunu söyleyemem. Hayatımda değişimlerin olduğu bir dönemdeyim. Herşeyi belli bir düzene koymam gerekiyor. Ancak ben hayatım boyunca bu akıcı durumları her zaman hissetmişimdir.
‘Münferit’ Yeniden Vizyonda!
09.09.2008

‘Münferit’ Yeniden Vizyonda!

Ülkemizin üzerine çöken karanlığı ve çürüyen ilişkileri anlatmaya çalışan “Münferit”  filmi; unutmamak, hatırlamak, en önemlisi bugünü, “Ergenekon”u anlamak isteyenler için “ 12 Eylül” de yeniden vizyona giriyor… Dersu Yavuz Altun’un yazıp yönettiği filmde başrolleri Ali Erkazan, İdil Fırat, Mahir İpek ve Serhat Nalbantoğlu paylaşıyor. Daha önce çektiği kısa filmlerle çeşitli ödüller alan Dersu Yavuz Altun’un ilk uzun metrajlı filmi olan “Münferit”, Türkiye'de pek denenmeyen bir tür olan ‘Kara Film’in özgün örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Zohan’a Bulaşma, Filme de İlişme!
09.09.2008

Zohan’a Bulaşma, Filme de İlişme!

Senaristler Adam Sandler, Robert Smigel (Triumph the Insult Comic Dog) ve Judd Apatow’un (Knocked Up) kaleme aldığı komedi “Zohan’a Bulaşma”da, Sandler, hayallerinin peşinden gidip New York’ta kuaför olabilmek için kendini ölmüş gibi gösteren İsrailli üstün komando Zohan’ı canlandırıyor. Zohan teröristlere karşı savaştığı yaşamını geride bırakmak istese de, çok geçmeden insanın köklerinden kurtulmasının o kadar kolay olmadığını anlar. Ne var ki, onu alt etmeye çalışan eski ve yeni düşmanları da şunu öğrenir: Zohan’a bulaşılmaz.
Hızlı Yarışçı: Renkli Şeker Misali….
08.09.2008

Hızlı Yarışçı: Renkli Şeker Misali….

1995 yılında Richard Donner yönetmenliğinde çekilen “Assasins” adlı filmin senaryosu ile sinemaya ilk adımı atan Wachowski kardeşler bu kötü filmin isimlerine armağan ettiği soru işaretlerini bir yıl sonra kendi yönettikleri filmle silmeyi başardı. 1996’da yazıp yönettikleri, lezbiyen çiftin kara para aklayıcısından kaçıp kurtulmaya çalışmasını anlatan “Bound” filmiyle yaygın kullanılan sinema dilini kullanarak 6 ödül, 10 da adaylık kazandılar. En ilgincinin MTV Sinema ödüllerinin “En iyi Öpüşme sahnesi” olduğu bu ödüllerin fazlaca getirdiği tanınmışlık daha fazla özgürlük alanı getirdi.
Sıfır Dediğimde: Balık Deniz’i Görebilir mi?
08.09.2008

Sıfır Dediğimde: Balık Deniz’i Görebilir mi?

Aslı, güzel sanatlar fakültesi resim bölümünde son sınıf öğrencisidir. Bir gün hocasından ödünç aldığı oldukça değerli bir kitabı kaybeder. Kitap eski ve orijinal bir minyatür kitabıdır ve bu kitabı kaybetmiş olmak Aslı'ya psikolojik olarak oldukça ağır gelmektedir. Üstelik kitabı tam olarak nerede ve kaybettiği, gün içinde ne zaman kaybettiğini de hatırlamamaktadır. Bu durumda, en yakın arkadaşı Nevin tarafından bir psikiyatriste götürülür ve psikiyatrist doktor Melih de "geçici hafıza kaybı" tanısı koyarak hipnoz önerir. Kitabı kaybettiği günü bir hipnoz seansının içinde yeninden ve sırasıyla yaşamaya başlayan Aslı, hipnoz içindeyken tanımadığı ve ürkütücü bir adamla karşılaşır. Kitabını bulmaktan başka bir şey düşünemeyen Aslı, hipnozda karşılaştığı adamın hikayesiyle birlikte saklı kalmış bazı gerçekleri de öğrenecektir. Aslı'yla birlikte Melih ve Nevin de, geçmişte kalan aile sırları, masallar, bir çocuğun hayalleri, İstanbul ve Burgaz Ada'nın gizemli atmosferinde bir yolculuğa çıkarlar.
Aynalar: Aynası İştir Kişinin, Bir de Klişe Olmasa…
02.09.2008

Aynalar: Aynası İştir Kişinin, Bir de Klişe Olmasa…

Yönetmen Alexandre Aja, gerçek ismiyle Alexandre Jouan-Arcady’nın bundan önce çekmiş olduğu filmlere bakarak net birşey ifade etmemiz ne yazık ki mümkün değil! Korku filmlerinin genç Fransız yönetmeni Hollywood namına yaptığı işlerin hepsinde orta halli bir kalite tutturmuş. Oyuncuları istisna kabul ederek, teknik ekibe de yapılacak tek yorum "İdare eder!" oluyor. Kamera iyi açılar yakalamış, efektler yerinde ve gerçekçi, mekan tasarımı hoş ve benzeri birçok şey... Senaristi ayrı tutuyorum. Yahu hiç mi Cem Yılmaz seyretme eğilimine sahip olmadı bu adam. Cem Yılmaz’ın "Bir Tat Bir Doku" adlı stand-up gösterilerinin korku filmleri ile alakalı neredeyse tüm tespitlerini filme uygulamış. Küçük yaştaki çocuğun suçlu oluşundan, onun söylediği ince sesli korkutucu şarkıya kadar... Arkamdaki mutlu çiftler gerilimin had safhalarına tırmanırken, ben Cem Yılmaz 'ın esprilerini hatırlayıp güldüm, itiraf edeyim... Efendim, oyunculara gelelim. Kiefer Sutherland’ın filmografisi oldukça geniş fakat asıl şöhretini "24" adlı dizi ile yakaladığını hepimiz biliyoruz. Sutherland, gerçekten canlandırdığı "Ben Carson" karakterinin hakkını veriyor. Fakat diğer oyuncuların gerçekçiliğine bakıldığında "bir kişinin takımı kurtar(a)madığı" anlaşılıyor. Başroldeki Ben'in ayrı yaşadığı eşi Amy rolüyle karşımıza çıkan Paula Patton ise önemli bir yere sahip olmasına rağmen, geri kalan oyuncular gibi vasat notla sonlandırıyor görevini. Ve gelelim filme, konusuna, anlatmak istediğine ve bu isteğinde ne kadar başarılı olduğuna ... Konu özetle şu: "Ben Carson, görevi sırasında bir adamı öldüren ve bu olayın ardından görevinden istifa eden bir dedektif ve aynı zamanda sıkı bir alkoliktir. İçkiyi ve dedektifliği aynı anda bırakmasının yan etkisi mi nedir bilinmez, üzerinde hayli sıkıntı ve stres yoğunlaşır. Bu sırada hasıl olan "dengesizlik ve psikolojik bozukluk " yüzünden karısından ve çocuklarından ayrı bir yerde, kardeşinin evinde yaşar. İşsizliğine son vermek için Mayflower Binası’nda güvenlik görevlisi olarak işe başlar. Bu binada yıllar önce büyük bir yangın olmuş ve çoğu kişi hayatını kaybetmiştir. Ben, gece vardiyasında çalışmaya başladıktan sonra binanın içindeki aynalarda olağandışı şeyler olduğunu fark eder. Bu olağandışı güç zamanla kendisini ve çevresindekileri etkilemeye ve hatta zarar vermeye başlar. Filmin devamı da olayın çözüm bölümü...Bu özet yeterli... “Aynalar” (Mirrors); insanların bilinçaltına yerleşen bilgilerin, kavramların  metaya (nesneye) aktarılmaları sonucu ortaya çıkan esrarengiz gücün, şeytan tarafından yönetilme olağanlığı üzerine kurulu. Seyirciyi düşünmeye, sanrılara itmeye zorlayan bir yapım olmasının yanında; filmin anlatmak istediği konu amacından saparak "klasik şeytan çıkarma filmleri" ile aynı yere geliyor. Klişe korku filmlerine taş çıkartıyor ama taş çıkartmaktan da öteye gidemiyor. Vasat noktasında oyalanıp duruyor... Ayrıca değinmek istediğim bir husus da "Manastır-Şeytan Çıkarma Olayı".Hollywood'un buram buram misyonerlik kokan bu adımları her ne kadar artık Türk seyircisinin aklını çelmeye yetmese de, o kadar kötü suratlı adamların yanında, manastırdaki bayanların yüzlerindeki 'temizlik ve hakkaniyet' göz kamaştırıyor!! Film çıkışında yanındaki sevgilisine : "Manastırdaki kadından Allah razı olsun , baba kadınmış” gibi garip ve komik bir yorum yapan Türk gencini görünce, ister istemez bu konuları düşünmek zorunda kalıyorum. Gelelim bir başka olaya. Birçok sahne esinlenme, ya da çalıntı diyelim hadi. "Yeteneksizler esinlenir , yetenekliler çalar” sözünü de kelimelerin akabinde hemen verelim ki, yapım ekibine sığınacak bir liman olsun. İspatları neler diyecek olursanız , sizi de tatmin etmek boyun borcumuz!
‘Herkesin Duyamadığı Şarkı’ 2009’da!
01.09.2008

‘Herkesin Duyamadığı Şarkı’ 2009’da!

Gençlerin yakından takip ettiği başarılı müzik grubu “Hepsi”, çekimlerine Ekim ayında başlanacak ‘Herkesin Duyamadığı Şarkı’ adlı sinema filminde rol alacak. Selay Tozkoparan’ın yapımcılığını üstlendiği filmin yönetmen koltuğunda, müzik dünyasındaki başarılı çalışmalarından tanıdığımız Mete Özgencil yer alacak. “Hepsi” grubunun üyeleri Cemre Kemer, Eren Bakıcı, Gülçin Ergül ve Yasemin Yürük’ün başrolde olduğu filmde, Hepsi kızlarına Mehmet Aslan eşlik edecek. 16 Ocak 2009’da gösterime girmesi planlanan filmde, bir yaz mevsiminde yolları tesadüfen kesişen dört genç kızın, yaz sonunda farklı birer birey olarak hayata devam etmeleri konu ediliyor. Gençlik, dans, müzik ve aşkın yer aldığı macera dolu ‘Herkesin Duyamadığı Şarkı’, sömestre damgasını vurmaya hazırlanıyor.
120: Harbin Kara Yüzü
01.09.2008

120: Harbin Kara Yüzü

Zayıflamış ve yıkılmak üzere olan Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşmak isteyen yabancı devletler, güçsüz Osmanlı Devleti’ne pek çok kez saldırmış ve emellerine ulaşmak istemişlerdir. Trablusgarp Savaşı yapılmış, Anadolu’dan asker ve subaylar bu cepheye çağrılarak harp etmiştir. Daha sonra Balkan Savaşları başlamış ve yıpranan ordu, bu savaşla iyice gücünü kaybetmiştir.   Bu savaşlar için cepheye çağrılan subaylardan biri de filmde bahsi geçen Münire’nin nişanlısı Süleyman Teğmen’dir. Sürekli cepheye gitmek zorunda kalan Süleyman Teğmen sevdiğinden epey uzak kalır ve zaten annesini de kaybetmiş olan Münire’yi çok zor günler yaşatır. Tam sevdiğine kavuşmuşken, Doğu’da harp patlak verir.  Ruslar hududa dayanmıştır, durum vahimdir derhal tüm kuvvetlerle o cepheye takviye yapmak gerekmektedir. İşte Türk tarihindeki en acı olaylardan birinin yaşandığı cephe, Kafkasya Cephesi... Filmin senaristi, yönetmeni, müzisyeni yani filmin her şeyi Özhan Eren; filmi işte bu Kafkasya Cephesi’ndeki gerçek bir olaydan esinlenerek yapmış. Gerçek bir dramı barındıran filmde oyuncular adeta tarihi tekrar yaşayarak oynamış... Hiç bir oyuncuyu eleştirmek istemiyorum, hepsinin oyunculuklarından etkilendim. Ama bir aktör vardı ki, filmde iki karekteri birden canlandırdı hem de kardeş olan iki karakter. Sermet Bey ile Musa Çavuş’u canlandıran Burak Sergen performansıyla beni etkilemeyi başardı. Filmde çocuklara, “Haydi aslanlarım!” diye bağırırken duygulanmamak elde değil zaten... Filmin müziği de bu duyguyu perçinledi, Özhan Eren bu konuda da çok iyi iş çıkarmış. Bu arada şunu da belirtmek gerekir, Özhan Eren filmin yönetmenliğini ‘O... Çocukları’ndan tanıdığımız Murat Saraçoğlu ile paylaştı. Düşman devletler Osmanlı’yı parçalamak için sadece kanlı tüfekli savaşlara yönelmemişler, ayrıca devleti içten yıkmak için çeşitli entrikalarla azınlıkları kışkırtmışlar ve onların bazı bölgelerde isyan etmelerini sağlamışlardır. Bu olay da dile getirilmiş filmde, yabancı devletler tarafından kışkırtılan ve bağımsız bir devlet için vaadlerde bulundukları Ermeni’lerin bir kısmı isyan çıkarmak için ‘Taşnak Çeteleri’ni kurmuşlardır. Bir kısmı diyorum çünkü filmde de açıkca belirtilmiş, bazı Ermeni grupları huzurlu bir yaşam ve savaşa karışmamak için bölgeden göç etmişler. Öyle ki bu isyancı Ermeniler, Türkleri iyileştirdiği gerekçesiyle bir Ermeni doktoru vururlar. Van vilayetinde bulunan tümen harp nedeniyle Erzurum’a cepheye gitmek zorunda kalır. Van’ı daTaşnak Çeteleri’nin saldırılarından koruması için bir kaç askere emanet ederler. Savaş başlamıştır. Türk birlikleri hududda Ruslar’ın topraklarımıza girmesini engellemektedir, ancak Türk askerinin cephanesi bitmek üzeredir. İstanbul’dan cephane beklenmektedir, lakin İstanbul da bu konuda Almanya’dan yardım beklemektedir. Almanya ise kendisinin de savaşta bulunması gerekçesiyle yardım planlarını ertelemektedir.  Söz konusu vatandır ve durum vahim ve nihayetinde acildir, derhal cephane gereklidir. Bu konu Van Valisi’nin başkanlığında uzun tartışmalara neden olur, cephaneyi cepheye kim götürücektir? İşte filmin hüzünlü konusu da buradan gelir. Cephaneyi cepheye taşımak için yaşları 12 ila 17 arasında değişen 120 çocuk seçilir, daha doğrusu gönüllü olurlar!... Bu yüzden Münire’yi daha pek çok hüzün beklemektedir. Kardeşine “daha kimin arkasından ağlayacağım?” derken, bir yandan onu kaybetme düşüncesiyle içi kanıyor ama bir yandan da kardeşinin orduya yardım etmesini istiyor... Bu 120 cesur gencin yolculuğunda tam anlamıyla dram yaşanır, Özhan Eren bu duyguyu beyaz perdeye çok iyi yansıtmış. Amaçlarına ulaşıp cepheye cephaneleri ulaştıran çocuklar, evlerine dönüş yolunda soğuktan heba olurlar. Geri dönmeyi başaranların çoğu da hastalıktan şehit olur... Bu bir kahramanlık öyküsüdür, Türk kahramanlıklarından sadece birisi... Anayurdu için varını yoğunu ortaya koyan Türk milleti, biricik çocuklarını da bu uğurda feda etmeyi göze almıştır! Üniversitemize gelen ‘Sarıkamış Tarih Kültür Turizm ve Dayanışma Derneği’ sayın Başkanı’nın fakültemizde verdiği seminerine katılma imkanı buldum. Yani Kafkasya Cephesi’ni ve Sarıkamış Olayı’nı ayrıntılarıyla dinleme fırsatını yakaladım. Sayın Başkan bu tarihi olguyu tüm Türk Milleti’ne, özellikle gençlerimize lanse etmemizin ne kadar önemli olduğunu vurguladı durdu...  Bu açıdan ‘120’ filmini biz gençlerin mutlaka izlemesi gerektiğini söyledi. Evet kendisi çok haklıydı. Lütfen bu filmi hepimiz izleyelim, Türk halkının izleme gereksinimi olarak görüyorum bu filmi. Hatta bu filmi sinemada beraber izlediğim arkadaşım, salondan çıkar çıkmaz bana şunu söyledi; “Hani küçükken okulda Cumhuriyet filmini izletirlerdi ya biz öğrencilere, bence artık 120 filmini de izletmeliler tüm öğrencilerin bu filmi eğitim yuvalarında izlemesi, tarimizi görmesi ve daha iyi öğrenmesi gerekir” dedi, “neden olmasın?” dedim ben de... 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla tekrar sinemalarda gösterime giren bu filmi, yani bu fırsatı kaçırmayın lütfen...  Bu arada vizyona girecek olan ve başrolde Özcan Deniz’in oynayacağı ‘Sarıkamış Beyaz Hüzün’ filminde, Sarıkamış Harekatı anlatılacağı için Kafkasya Cephesi’nin daha derin ele alınacağını zannediyorum. Ve ayrıca, ZAFER BAYRAMI’NIZ KUTLU OLSUN! Kafkasya çocuklarının anısına...